Şêyh Said arkamızdan ağlayıp'da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın.

ŞÊYH SAÎD

Şeyh Said 1865 yılında Erzurum’un ilçesi Hınıs’a bağlı Kolhisar Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi’dir. Şeyh Said’in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Ailesi daha Osmanlı Padişahı 4. Murat döneminde, düşman saldırılarıyla karşılaşır. Sultan 1639’da Şeyh Said’in dedesi Seyyid Haşim’i katleder. 1639’da Kürdistan’ın, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla iki parçaya ayrılır. Olabilir ki Seyyid Haşim de bu duruma karşı çıktığı için şehit edilmiştir.

Şeyh Said’in dedeleri şu silsileyle geliyor: Mele Haydar, Mele Kasım, Şeyh Ali Septi Amedi, Şeyh Mahmut Fevzi. Şeyh Mahmut Fevzi Palu’dan Hınıs’a gidip Hınıs’ın köyü Kolhisar’ı satın alır ve orada yerleşir. Şeyh Mehmûd Fevzi’nin yedi oğlu olur. Bunlar; Şeyh Said, Şeyh Bahaddin, Şeyh Diyaeddin, Şeyh Necmeddin, Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi ve Şeyh Abdurrahim’dir.

Babasının ölümünden sonra bu büyük ailenin bütün sorumluluğu Şeyh Said’in üzerine kalır. Şeyh Said’in ailesi çok zengindi. Sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzurum’dan ta Halep’e, Musul’a, Şam’a kadar götürüyordu. Şeyh Said bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu. Bundan dolayı onu tanıyanlar ve sevenler çoktu. Kürdistan’da bir çok insan onun etkisinde kalıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında bir çok Kürt yerinden yurdundan göç ettirilir. Bu dönemlerde Osmanlı, onu ve ailesini de sürmek isterler ama dönemin kaymakamını Şeyh Said tehdit eder ve ondan çekindikleri için Ona ve ailesine karışamazlar.

Şêyh Said'din Eğitim

Şeyh Said ilim öğrenmek için medreseye başlar. Muş, Malazgirt, Hınıs ve Palu’da eğitimini tamamlar. Şeyh Said bilinçli ve akıllı bir insandı. Köy köy gezip İslami ve ulusal mücadele bilincini insanlara vermeye çalışır. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olur. Osmanlı’nın yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Cumhuriyetin kurucuları gerçek yüzlerini göstererek İslam ve Kürt karşıtlığına dayalı politikalarını gün yüzüne çıkarırlar. Bu da Şeyh Said’in çabalarını artırır. O, bu durumda artık yerinde duramazdı. Gün çalışma günüydü.

Rêxistina Azadî, 1921’de Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine açılır. Cemiyetin başkanı Cibranlı Albay Halit Bey idi. O, Şeyh Said’in kayın biraderiydi. Cibranlı Halit, ikinci Abdulhamit’in açtığı Aşiret Mektepleri’nde okumuştu ve iyi bir askerdi. Bu cemiyete daha sonra Hacı Musa Bey, Cibranlı Halit Bey, Hasenanlı Halit ve başkaları da katıldılar. Bitlis mebusu Yusuf Ziya 1923 yılının yaz mevsimi sonunda Şeyh Sait ile görüştü ve görüşmede bir Kürt ayaklanması örgütlemek ve bu amaçla örgütlenmeye hız vermek istediklerini belirtirler. Şeyh Sait Kürdistan’da büyük bir etkiye sahip olduğu için Rêxistina Azadî’ye davet edilir.

Rêxistina Azadi’ye üye olduktan sonra çalışmalarını daha bir ilerletir. Köy köy gezer, tanıdığı ve sevdiği insanlara mektup göndererek mücadele bilicini insanlara ulaştırmaya çalışır.

Kürdistan’da büyük bir kıyam hazırlığına başlarlar.

Cemiyetin üyeleri kendi aralarında hepsinin bildiği bir şifre diliyle iletişim kuruyorlardı. Bu şifrelerle yaptıkları görüşmelerden birinde şifre yanlış anlaşılır ve ayaklanma hazırlığı Mustafa Kemal tarafından duyulur ve Rêxistina Azadî’nin başkanı Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya 1924 yılının Ekim ayında tutuklanırlar. Bu olay üzerine başkanlık görevi Şeyh Said’e kalır.

Şeyh Said'din hanımıyla son konuşması

Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:

Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun”. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:

Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar.

Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!

Kardeşi Bahaddin ise O’na şöyle der: “Abi sen biliyorsun Kürt halkı bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın.” Şeyh Said’in cevabı takdire şayandır. - Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben Amed’de asılacağım, sen de Kur’an’ın üzerinde şehit düşeceksin.

Allah û ekber, Allah û ekber, Allah û ekber we lîllahîl hemd.

Hz. Hüseyin de nerede şehit düşeceğini bilmiyordu. Ama onlar için her şeyden önemlisi Rablerine olan sevgiydi.

Bu arada Türk Hükümeti yetkilileri Şeyh Sait'e haber gönderip ifadesini almak istediklerini bildirdiler. Şeyh Sait ifade vermeye gitmeyip 27 Aralık günü Hınıs'tan ayrılıp Çapakçur'a doğru yola çıktı. 4 Ocak 1925 günü Şeyh Sait ve çok sayıda Kürt ileri geleni Kırkan köyünde bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda Şeyh Said’in fetvası şuydu: “Bizler ve Türkleri bağlayan sadece din kalmıştı, Türk Hükümeti dini de kaldırdı ve artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey kalmadı.

Bu toplantıda alınan birinci karar şuydu: Şeyh Said; Amed, Ergani, Lice, Farqin, Darahini, ve Hani’nin ileri gelenleriyle görüşecek. Ardından Çevlik’e gelecekler ve orda kıyama başlanılacak.

Şeyh Sait 12 Ocak'ta Çapakçur'da, 15 Ocak'ta Daraheni'de, 21 Ocak'ta Lice'de ve 25 Ocak'ta Hani'de idi. Şeyh Sait buralarda halk ile ve bazı Kürt önderleri ile toplantılar yaptı. Şeyh Sait Piran'da kardeşi Abdurrahim'in evinde iken, Türk askerleri evi basıp, Şeyh Abdurrahim'e sığınmış bazı Kürtleri almak istediler. Şeyh Abdurrahim, kendisine sığınmış bu insanları, Şeyh Sait orada iken vermeyi reddettiğinden, askerler bu kişilere saldırdılar. Bunun neticesi olarak askerler ile Kürtler arasında çatışma çıktı. Böyle bir provokasyon sonucu, hareket beklenmedik bir şekilde, planlanmış zamandan önce, 8 Şubat 1925'de başladı.

İsyanın başlamasi ve yayılması

Kıyam 1925 yılının Şubat başında, Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı.

Hasanan aşireti reisi Albay Halit Bey derhal Muş'u kuşattı. Cibran Aşireti'nden Hasan Bey, çarpışmalardan sonra Hınıs'ı, Şeyh Abdullah ise Varto'yu zaptettiler. Birkaç küçük çarpışmadan sonra Ergani ve Maden de zaptedildi. Şeyh Sait, 7000 kıyamcı ile birlikte Kiği, Eğil üstüne yürüdü.

Hani, Lice ve Piran'ı zaptederek 14 Şubat günü Darahini'yi tamamen ele geçirdi ve buraya Modan'lı Feqi Hesen'i vali olarak tayin etti. Darahini, Kürdistan'ın geçiçi başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahini'ye gönderilmeye başlandı. Çapakçur da ele geçirildikten sonra, bütün Harput ele geçirildi. Kısa bir süre sonra da çevre aşiretlerden yardımcı kuvvetler alınarak derhal Amed üstüne yüründü.

Hükümet endişeye kapılarak derhal Sarıkamış'taki 9., Erzurum'daki 8., Amed'deki 7. tümenleri ve Mardin´deki 1., Urfa'daki 14.Süvari alaylarını, Van'daki 1. Süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete geçirdiler.

Silvan, Beşiri bölgeleri Türk Hükümetinden alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Piran, Bulanık ele geçirildi. Daha sonra kıyamcılar; Malatya vilayeti istikametinde ilerleyip, Pötürge'yi de kurtararak Çemişgezek'i aldılar. Öte yandan da Siverek istikametinde ilerlediler.

Kıyam güçleri hemen ardından, Amed’e doğru ilerleyerek, hem kuzeyden hem de güneyden taarruza geçtiler. Her iki taaruz da başarılı oldu ve Mardin kapısının yeraltı geçidinden şehre girildi. Sürpriz ile karşılaşan Türk Hükümet birlikleri kaçarak İç kaleye sığındılar. Kürtler orada bulunan silah ve cephane depolarını zaptederek, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere, diğerlerini ise dışarıya yolladılar.

Türk Hükümetinin askerleri Amed’in etrafında başarı elde edilmemişti, her taraf kıyamcılar tarafından kapatılmıştı bu durum karşısında çoğu zaman kaybetmişlerdi. Fransızlar, Türk Hükümeti askerlerine güneyden girebilmeleri için yol açmışlardı. Bundan dolayı yollar Mücahitlere kapatılmıştı. Bazı aşiretler hükümet askerlerinin yanına gittiler. Şeyh Said çaresizce geri çekildi. Hükümet onların her anından haberdardı. Şeyh Said ve arkadaşları İran’a çekilmeye karar verdiler.

Şeyh Sait'in kuvvetleri Genç'in kuzeyinde zor durumdaydılar. İran’a çekilmek için şiddetli çarpışmalar yaşayarak, Türk Hükümetinin birliklerinin cephesini yarıp Varto yakınlarına varabildiler. Bu olaydan sonra çeşitli kollar halinde ve çeşitli istikametlerden çok sayıda Türk Hükümeti kuvvetleri ilerleyip Şeyh Sait'i tekrar muhasara altına aldılar. Birçok kanlı çarpışmalardan sonra Şeyh Sait yeni bir taarruz yaparak Türk kuvvetlerinden kurtulmak istediyse de başarılı olamadı. 15 Nisan'da Şeyh Sait Bacanağı Binbaşı Kasım'ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte Türk Hükümetinin eline esir düştü ve hep beraber Amed'e gönderildiler.

Bu arada Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya asılmışlardı. Bu durum savaşçıların moralini bozmuştu.

Daha sonra anlaşıldı ki devlete ajanlık yapan kişi tam da yanlarındaydı. Bu kişi Şeyh Said’in bacanağı Kaso’ydu.

Şeyh Said’i arkadaşlarıyla beraber 5 Mayıs günü Amed’e getirirler. Yargılandıkları zaman karar zaten belliydi. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 47 arkadaşı idam edildiler.Mezarlarinin yerleri bile belli degil.Toplu olarak bir cukura Gömülüp,dini vacibleri yerine getirilmeden üstlerini örtüp betonladilar.

şeyh said'din son sözleri

Asılacağı sırada bir kağıdın üzerine Arapça şöyle yazıyor: “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir."

İlmik boynuna geçirildikten sonra, Kürtçe söylediği son söz ise; "Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler."

Onların şehadeti yıllardır Kürtlerin maruz kaldığı zulmün katmerleşerek artmasına sebep oldu.

Kıyamda şehid sayısı

Bu kıyamın sonucunda 14 şehir, 700 köy, 9000’e yakın ev harabeye döndü. 50.000 kişi göç ettiriliyor, yaklaşık 7.500 kişi zindanlara atılıyor 660 kişi idam ediliyor. 80.000 Kürt öldürülüyor.

Mücahidler ve Türk Hükümeti

Türk Hükümeti kuvvetlerinin sayısı yaklaşık 200.000’di. Şeyh Said’in ordusu ise yaklaşık 20.000 idi. Bu zulüm 1927’ye kadar devam ediyor. Bir çok yerde insanlar ahırlarda toplu bir şekilde yakılıyorlar. Zalimler için çocuk, ihtiyar, kadın veya hayvan hiç fark etmiyor. Hepsi birlikte yakılıyorlardı.

SÊYH SAİD’İN SON SÖZÜ ?

Şeyh Said Efendi dar ağacı altında el yazısı ile yazdığı Arapça bir mısrasında; Beni bu değersiz dallarda asmanıza pervam yoktur.

Şeyh Said muhakkak mücadelem; Allah, Din'im ve Millet'im içindir." İlmik boynuna geçirildikten sonra, Kürtçe söylediği son söz; "

Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahçup etmesinler." Torunlari onlari mahcup etmediler.

Torunlari Kürt ve Kürdistan davasından geri adım atmadılar.Torunları bugün idam edildikleri yerde kendi imamlarının öncülüğünde Cuma namazı kılıp onların aziz ruhları için dua ediyorlar.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bediüzzaman, Said-i Kürdi

Bediüzzaman Said-i kurdî

yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir.

1876'daBitlis'in Hizan kazâsına bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî,normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır.

Gençlik yıllarını alabildiğine haraketlibir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrininulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabulettirerek, Bediüzzaman" , yani "çağın eşsiz güzelliği" lâkabı ileanılmaya başlamıştır.

Said Nursî medrese eğitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası,çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zarurîihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907'de İstanbul'a gelmiştir.

İstanbul'da da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman,çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerdeOsmanlıyı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslam nâmına sahip çıkmıştır.1909'da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak şarka geri dönmüştür.

O sıralarda çıkan Şeyh Said hâdisesiyle hiç bir ilgisi olmadığı,hattâ hâdise öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said'i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hâdise sonrasında,Van'da ikâmet ettiği uzlethanesinden alınarak Burdur'a, oradan da Isparta'nın Barla nâhiyesine götürülmüştür. Burada "mânevî cihad"hizmetini başlatmış, birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmanını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır.

O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000'i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması,devrin idârecilerini rahatsız ettiğinden 1935'te Eskişehir, 1943'deAfyon, 1952'de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netice alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış;Kastamonu'da, Emirdağ'da, Isparta'da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.

Ömrünün son günlerine kadar keyfî muâmele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsur sayfalık Risâle-i Nur Külliyatı'nı tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur.

Kur'ân'ı bu asrın idrâkine uygun ve ikna edici bir üslupla izah ve ispat eden ve vehbî olarak kaleme alınan bu eserler,onun çileli hayatını en güzel meyvesidir.

Ey Kürt Halkı!

İttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet, hükümette saadet vardır. İttihat bağını ve muhabbet ipini güçlü tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsın. Bana iyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim; Biliniz ki, korumamız gereken üç cevherimiz vardır;

Birincisi:

İslamiyettir ki, binlerce şehidimizin kanı pahasına olmuştur.

İkincisi:

İnsaniyettir ki, halkın nazarında akla uygun hizmetle yiğitliğimizi ve insanlığımızı bütün dünyaya göstermeliyiz.

Üçüncüsü:

Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yaşıyorlar. Kendine yetebilen, milliyetini koruyup onların ruhlarını kabirlerinde şad eder.

Bundan sonra bizi perişan eden üç düşmanımız vardır;

Birincisi:

Fakirliktir ki, İstanbul'daki kırk bin hammal buna delildir.

İkincisi:

Cehalettir ki, binimizin bir gazete okuyamaması bunun delilidir.

Üçüncüsü:

İhtilaf tır ki, kuvvetimizi kaybettiriyor, bizi terbiyeye müstehak kılıyor ve hükümet de kendi insafsızlığından bize zulmediyor.

Eğer bana kulak verdiyseniz, iyi bilin ki, bizim çaremiz şudur;

Biz üç elmas kılıcı elimize alalım ve düşmanı üstümüzden kaldıralım.

Birincisi:

Adalet, maarif ve okuma kılıcıdır.

İkincisi:

İttifak ve milli muhabbet kılıcıdır.

Üçüncüsü:

Kendine güven kılıcıdır.

Böylece herkes kendi işini yapsın. Sefiller gibi kimsenin gücünden ümit beklemesin ve sırtını ona dayamasın. Son vasiyetim;

Okumak ! Okumak ! Okumak !

( Xwandin ! Xwandin ! Xwandin ! )

El ele vermek El ele vermek ! El ele vermek !

( Destêhevgirtin ! Destêhevgirtin ! Destêhevgirtin ! )

KÜRTÇESİ

Bedîüzzeman Mela Seîdê Kurdî'nin Nesayîhî: Şîretên Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî Ey gelî Kurdan!

Îttîfaqê de quwwet, îttihadê de heyat, di biratiyê de se'adet, hukumetê de selamet heye.

Kabika Îttihadê û şirîta muhebbetê qewî bigrin da we ji belayê xelas ke.

Qenc guhê xwe bidinê, ezê tiştekî ji we re bibêjim:

Hûn bizanin ku sê cewherên me hene, hifza xwe ji me dixwazin.

Yek, Îslamiyete, ku hezar hezar xûna şehîdan e buhayê wê dane.

Ê duduwan, Însaniyet, ku lazim e em nezera xelqê de bi xizmeta 'eqlî, ciwanmêranî û însanîyetîya xwe nîşanî dunê bidin.

Ê sisiyan, Milliyeta me ye, ku mezîyetê da me; ê berê ku bi qencîya xwe sax in , em bi karê xwe bi hifza mîllîyeta xwe, ruhê wan qebra wan de şad bikin. Piştî wê, sê dujminê me hene, me xerab dikin. Yek: feqîrtî ye. Çil hezar hemmalê Îstembolê delîlê wê ye. Ê duduwan: Cehalet u bexwendıni ku hezar ji me da yek "qazete" nikanin bixwînin delîla wê ye.

Ê sisiyan: Dıjmını u ixtilaf e ku ev 'edawet quweta me wunda dike, me jî musteheqî terbîyê dike û hukumetê jî ji bêînsafîya xwe zulm li me dikir.

Ku we ew seh kir, bizanin çara me ew e, ku em sê şûrê elmas bi destên xwe bigrin, ta ku em hersê cewherên xwe ji destên xwe nekin! Hersê dijminê xwe ser xwe rakin.

Û şûrê 'ewwil: Me'rifet u xwandın e.

Ê duduwan: Îttifaq u muhebbeta milli ye.

Ê sisiyan:Însane şuxla xwe bı nefsa xwe bıke û mîna sefîlan ji qudreta xelkê hêvî neke û pişta xwe nedê. Wesîyeta paşê: Xwandin ! xwandin ! xwandin !

Destêhevgirtin ! Destêhevgirtin ! Destêhevgirtin !

Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi , İstanbul, Sayı, 1, Tarih, 1908

Mehabad Kürd Cumhuriyeti ve Qazi Muhammed

Qazi Muhammed

1940'ların ortalarına kadar ismi pek duyulmayan Mahabad kasabası Reqreq suyu havzasının güneyinde şirin bir Kürd şehri olup, 16 bin cıvarında bir nüfusa sahipti.

1945'lerde dünyayı paylaşan emperyalist güçler olarak bilinen İngilizler, Rusya, Amerika ve muttefikleri, Mahabad’a ulaşamamışlardı. Mahabad’ ne Ingilizler'in ve ne de Sovyetler'in işgalinde olmayan tampon bir bölge idi.

1944 de “Komeleya jiyana kurd “ adıyla kurulan örgüt, 1945 yılında Qadı Muhammed başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisini kurar. Qazi Muhammed Kurdistan’da ve özellikle de Mahabad’da dini ve siyasi saygınlığı olan büyük bir şahsiyetti.

Bir taraftan Kürd Devletini kurmakla meşgul olan Qazi Muhammed ve beraberindekiler, diĝer yandan dünya ve civardaki devletlerle de ilişki kurmak istiyorlardı. Bu ilişkiye en başta Rusya olumlu cevap verdi. Sovyetler Birliğinin 1945 te başlattığı ataklardan ilki ile Mahabad'da "Kürdistan-Sovyet Kültürel İlişkiler Cemüyeti"ni kurdu.

Ayrıca Rusya’nın Mahabad’a gönderdiği matbaa makinası ile radyo vericisi Mahabad'da faaliyete geçmiş, aralarında "Kürdistan" adını taşıyan günlük gazetenin de bulunduğu bir çok yayın faaliyet gösteriyordu.

Devlet kurma hazırlıkları tamamlanmış sayılırdı. Bunun üzerine Qazi Muhammed 21.01.1946 günü Mahabad’ın en büyük camisinde parlemento hazırlık toplantısı yapar. Bu tarihi toplantıda, Qazi Muhammed Sovyetler Birliĝinin maddi ve manevi desteĝine deĝindiĝi gibi, Azarbeycan dostluĝunu da dile getirir. Anlaşılan Qazi Muhammed Genç Cumhuriyete gelecek olan tehlikenin buradan gelebileceĝi endişesi içindeydi.

Ertesi gün, Mahabad'da aşiret liderleri, KDP yöneticileri, üç Sovyet subayı ve Mela Mustafa Barzani'nin de hazır bulunduğu, ayrıca halkın da geniş ölçüde katıldığı bir toplantı yapıldı. Toplantıya gelen Sovyet subayları sadece gözlemci olarak katılmış ve mitingi bir jipin içinden seyrediyorlardı.

Tarih 22 Ocak 1946, Mahabad kentinin Çarçıra Meydanında, Kürd Cumhuriyeti ilan edildi ve Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi. Toplantıya Irak sınırına komşu aşiretlerin liderleri, Kurdistan’lı siyasetçiler ve birçok şahsiyet de katılmıştı. Daha sonra 30 üyeli bir ulusal parlamento tayin edildi. 11 5ubat 1946 da, 13 üyeli Bakanlar Kurulu oluşturuldu ve Qazi Muhammed, Mahabad Kürd Cumhuriyeti Başkanı olarak yemin etti.

Genç Kurdistan Cumhuriyeti’nin başındaki tarihi lider Qazi Muhammed, kuruluş merasiminde o gün şu şekilde yemin etti.

Allah’ın büyüklüğü, Kuran-ı Kerim’in kutsallığı, ülkem ve bayrağım üzerine ant içiyorum ki, kanımın son damlasına ve son nefesime kadar, canımla ve malımla, özgürlük yolunda bayrağımızın göklerde dalgalanması için çalışacağıma söz veriyorum."

 

Daha sonra Cumhuriyetin sınırlarını korumak için bir askeri güç olarak savunma Bakanlığı kuruldu. Bakanlıĝa daha evvel İran ordusunda subay olan ve Qazi Muhammed’in amcası oĝlu Muhammed Hüseyn Seyfi Qadi getirildi. Savunma bakanı ayrıca Cumhurbaşkanı yardımcısıydı.

31 Mart 1946'da Genç Cumhuriyet dört lidere general rütbesini verdi. Bunlar Seyfi Qadi, Omer, Xan Şıkaki, Harna Raşid ve Barzani idi.

Her ne kadar Mahabad Kürt Cumhuriyeti`nin ömrü 11 ay gibi kısa bir süre olsa da, bu süre içersinde Genç Cumhuriyet siyaset ve aydınlanmanın merkezi haline gelmeyi başardı.

Mahabad'da kurulan hükumette 13 bakan yer aldı ve cumhuriyetin anayasası kısa sürede hazırlandı. Mecliste erkekler yer aldıĝı gibi kadınlar da yer almışlardı.

Mahabad Kürd Cumhuriyetinin kuruluşunda Kürdlere destek veren sosyalist Rusya, bazı batılı ülkelerle ilişkilerini bozmamak için Kürdlere olan desteĝini gerı çekti. Sözde insanlara refahı vadeden Sosyalizmle idare edilen Rusya emperyalizmi Kurdistan’ı adeta İran’ın kucaĝına itti. ( Bu yüzkızartıcı tarihi olaya her nedense sosyalistler hiç bahsetmemektedirler)

Rusya’nın desteĝini geri çekmesi İran’ı harekete geçirdi.

24 Nisanda Şah'ın kuvvetleri saldırıya geçtiler. Albay Kisra'nın komutasında topçu ve suvari desteĝine sahip 600 kişilik askeri kuvvet Qahrawa'ya vardı. Burada istirahate çekilmek isteyen İran birlikleri, aniden burada mevzilenen Barzani'ye bağlı kuvvetlerin saldırısına uĝradılar. Bu ani saldırı karşısında neye uĝradıĝını şaşıran Şah'ın askerleri feci olan bir pusuya düşmüşlerdi. 21 ölü, 17 yaralı ve 180 esiri geride bırakan birlikten sağ kalıp kaçabilenler, Saqız'a kadar kovalandılar. Aynı akşam esirler serbest bırakılıp garnizonlarına geri gönderildiler.

Bu başarılı çatışma aynı zamanda Cumhuriyetin askeri kuvvetle savunulabileceĝi işaretlerini vermişti. Bunun üzerine Qazi Muhammed ve M. Mustafa Barzani cepheye giderek kürd kahramanlarına takdirnamelerini verdiler.

Bunun üzerine, o dönem bölgedeki en etkili güç olan İngiltere’nin desteĝini alan İran, bütün gücüyle saldırıya geçti. Rusya’nın söz verdiĝi silahlar gelmeyince, Genç Cumhuriyet sıkıntıda kaldı.

Cumhuriyeti destekliyebilecek başlıca güç olarak Barzaniler kalmıştı. Barzani'ye bağlı kuvvetleri takviye etme lüzumu doğarsa, savaş alanına sürülebilecek 1000'in altında silahlı savaşçısı olan Mahabad'ın Gawrik ve bir de daha küçük Zerza aşiretleri vardı. Qazi, son olarak aşiretlere başvurarak "eğer savaşırlarsa, Sovyetler'in vaadedilen ağır silah yardımı'nın geleceğini bildirdi ise de, kimseyi ikna edemedi.

13 Aralıkta Qazi Muhammmed'in kardeşi İran meclis üyesi Sadr Qadi, Qazi Muhammed ile İran ordusu komutanı General Humayuni arasında anlaşma sağlamak için arabuluculuğa başladı.

Sadr, General Humayuni'ye Kürdler'in Mahabad'ı barışçı yoldan teslim etmeye hazır olduklarını bildirdi. Humayuni, kendisi şehre girerken, Barzanilerin orada bulunmaması şartıyla kabul etti.

Bunu denetlemek için öncü güç olarak Albay Caffari komutasında, hükümet yandaşı Dehborki, Mameş ve Mamgurlardan oluşan bir kuvvet gönderdi. Qazi Muhammed bu gücü Mahabad yakınında durdurdu.

Albay Caffari'ye, şehri ancak düzenli ordu birliklerine teslim edebileceğini bildirdi. Çünkü aşiret kuvvetlerinin çapul hareketlerine girişeceklerinden endişe ediliyordu. Qazi’nin bu teklifini kabul eden Caffari, aşiret kuvvetlerini geri çekmişti. Böylece Qazi Muhammed, kendi kellesi pahasına da olsa ulusunu bir felaketten daha korumuş oluyordu.

5 Aralık 1946 günü Mustafa Barzani, Qazi Muhammed ile buluşmaya gitti. Barzani çok kızgındı. Başkanı selamladıktan sonra "kararınıza çok teessäf ederim. Ben çok üzgünüm. Durumu gözden geçirerek kararınızı deĝiştirmenizi rica ediyorum. En doĝru karar, İran ordusu ile savaşmaktır. İyi biliyorum ki, teslim olmanız halinde sizi idam edecekler.

Şah’ın sözlerine inanıyorsan hata yapıyorsun." dedi. Qazi üzgündü ama yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Barzani'ye "Evet biliyorum, doĝru söylüyorsun, ama artık geç. Kardeşim Sadr, Tahran’da benim için söz aldı. Hiç kimseye zarar vermemek şartıyla teslim olmayı kabul ettik.

Biliyorum, ben yalnızım ve kimsem yok.“ derken çaresizliğini de bildirmekteydi. Barzani bunun uzerine yalnız olmadığını, Barzanilerle gelmesini, onların kendisini kanlarının son damlasına kadar savunacaklarını söyledi, ama dinletemedi. Barzani'ye Allah'a yemin ettirdi ve ondan Kürdistan'ın kurtuluşu için mücadeleye devam etmesi için söz aldı. Sonra bazı madalyalarla Mahabad'ın bayrağını Barzani'ye teslim ederken: "Alın, bunları size emanet olarak veriyorum" diyordu. Barzani'ye bağlı güçlerin eski silahlarını yenileri ile değiştirdi ve şehirden uğurladı.

Şah güçleri, 16 Aralık 1946'da Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'i aldıktan bir gün sonra, Barzaniler'in şehirde bulunmadıklarına emin olduktan sonra sonsuz bir gururla 17 Aralık 1946 da savunmasız Mahabad'a girdiler. Böylece kısa ve güzel bir rüya son bulmuş, Mahabad Kürd Cumhuriyeti sona ermişti.

İran Şahı verdiĝi sözünde durmamış ve Qazi Muhammed, savunma bakanı Seyfi Qazi ve kardeşi Sadri Qazi ile birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra meydanında 31 Mart 1947 tarihinde idam ettirdi.

Qazi Muhammed belki bedeniyle aramızdan ayrılmış olabilir ama verdiĝi mücadele, ulusuna yaptıĝı hizmetiyle o her zaman Kürd halkının gönlünde yaşamaktadır. Şehid edilişinin 61. yıldönümü münasebetiyle kendisini rahmetle anıyoruz. Mücadelesi torunlarına her zaman ışık olmuştur. Onun bıraktıĝı yerden mücadelemize devam edeceĝimize söz veriyor ve ruhu şad olsun diyoruz. Yaşasın Kürdistan, kahrolsun sömürgeciler, işgalciler!...

21.01.2007 Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin başarılarını aşağıdaki maddelerle izah edilebiliriz:

- Kürtler arasında onların isteği olmadan oluşturulan sınırlar kaldırıldı, diğer parçalardaki Kürtler ile gerek Mustafa Barzani gerek aydın ve ileri gelen Kürtlerin katılımıyla bir birlik sağlandı.

- Ulusal güç ve askeriyenin oluşturulması

- Kürt dili için okulların açılması, eğitimin yapılması ve kültür kurumlarının kurulması

- Kürt toplumu içinde adaletin oluşturulması için çalışmaların başlatılması - Kürt kadınlarının siyasetin ve etkinliklerin içine çekilmesi - Mahabad'da yahudilere okul açılması örneği gibi azınlıkların haklarına saygı gösterilmesi ve onlar için çaba içinde olunması

- Bayrak gibi Kürt sembollerinin kabul edilmesi.

- Dış ülkelerle diplomatik, siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi

Cumhurbaşkanı Qazî Mihemed 22 Ocak 1946 yılında Çarçira meydanında şöyle seslendi: "Reşit ve kararlı Kürt halkı, ki her zaman herkes onların topraklarını işgal etmek istediklerinde hiçbir zaman fedakarlıktan vazgeçmediler.

Hükümdarlıklarının yenilmesinden sonra, yine istiklal ve özgürlük için her türlü eziyet çekmelerine rağmen kendi amaçlarında hiçbir zaman yalpalamamış, özgürlükleri için hiçbir zaman taviz vermemişlerdir. Şimdiye kadar hiçbir gücün onları yenemeyeceği kadar güçlü olmuşlardır. Eğer Mîre Kore öldürülmüşse, Baban başkaldırmış, Baban yenilmişse Erdelan başkaldırmış, eğer onlar da yenilmişlerse Bedlîsî ortaya çıkmış."

Kürdistan Cumhuriyeti'inin 57. yıldönümünde Kürt halkı, büyük bir şiarla hareket etmeli, yıllardır özellikle Kürdistan'ın kuzeyinde, keskin bir biçimde sürdürülen komployu boşa çıkarmalı ve barışçıl yöntemlerle kendi haklarını kazanmak için mücadelelerini sürdürmelidir.

Büyük ve şefkatli Allah'ın Adıyla,

Kürt milletine ve değerli kardeşlerime!

Hakları gasp edilen kardeşlerim! Zulme maruz kalan milletim! Ben yaşamının son anlarında sizlere birkaç öğütte bulunmak istiyorum: Allah'ın hatırı için artık birbirinize düşmanlık yapmayınız, birbirinizi koruyun, birbirinize yardımcı olun. Zulme ve zorba düşmana karşı koyun, kendinizi düşmana satmayın. Düşman kendi işini size gördürünceye kadar size katlanır, fakat şunu biliniz ki hiçbir zaman size acımaz ve güvenmez. …..(Kürtlerin birbirlerine yardımcı olmalarının gereği , düşmanın vaat ve sözlerine inanamamayı anlat. İsmail simko ve seyyid rızayı örnek ver.)

Kürt Milleti! Yeryüzünde diğer milletlerden hiçbir şeyiniz eksik değildir; belki yiğitlikte, beceride ve gayret göstermede kurtulmuş olan diğer bir çok milletten de ilerdesiniz. Zorba düşmanların ellerinden kurtulan milletler de sizin gibidir; fakat kendi birliğini oluşturanlar kurtuldular.(Kürtlerin hiçbir milletten geri olmadığı, nitelik olarak farklı yaratıldığ)ı

Siz de yer yüzünde diğer milletler gibi artık esaret altında kalmayın. Ancak birlik ile, kıskanmadan, kendini düşmana satmadan ve tahammülle milletimiz kurtulabilir. (tahammülsüzlük, kıskançlık bizlere fayda vermeyeceği… Kürt kıyamlarında çok swık ortaya çıkar. Kendi komşusunu ve halk önderinin başarı sağlamasına tahammül edemez.)

Kardeşlerim! Kürt düşmanları hangi renkten ve hangi ulustan olurlarsa olsunlar her zaman düşmandır, acımasızdır, vicdansızdır, kendi elinizle sizi öldürecektir. Onursuzlaştırıp yalan ve hilekarlıkla sizi kandırıp birbirinize düşürecektir...(yakın tarihte çok örnekleri görülmüştür. Dünya üzerindeki düşmanların Kürtlerin imha ve esareti için bir ve beraber olduklarını Ta avrupasından Japonyaya kadar)

Ben sizin küçük bir kardeşiniz olarak, Allah yolunda ve Allah hatırı için size diyorum; birlik olun ve hiçbir zaman birbirinizi yalnız bırakmayın. Çok iyi bilin ki eğer Acemler size bal verirse biliniz ki içine zehir katmıştır. Sözüne, yeminine ve yalanına kanmayınız... Umut ederim ki bizim ölümümüzden ders ve ibret alırsınız. (sırf karşıdaki Kürt kardeşimizin bizim partimizden cemaatimizden derneğimizden olmadığı için onun kötülüğünü istemek ve başına bir bela gelip Kürdistan alanından silinmesi için elinden geleni yapmak)

Kürt milletine sadık olanlar! Size diğer bir vasiyetim şudur ki, Kürt Milletinin bağımsızlığı için ne yapıyorsanız Yüce Allah'tan dileyin ki size yardımcı olsun. Ben çok iyi inanıyorum ki Yüce Allah size yardımcı olacaktır ve başarılı olacaksınız. Sen niye başarmadın? diye sorabilirsiniz. Size vereceğim cevapta diyorum: O Yüce Allah'ın adına ben başardım, kendi halkının kurtuluşu yolunda başını, canını ve malını kurban etmekten daha büyük bir başarı var mıdır? İnanın ki eğer ölüm, Allah ve O'nun peygamberi yolunda ulusum ve halkım içinse ve yüz akıyla ölüyorsam, bu ölüm benim için bir başarıdır…(inanç boyutu ele alınıyor. Çünkü en büyük güç Allah’a dayanan mücadelenin her türlü zorluğunda iradeli ve karalı olacaktır.)

Sizden biri büyük bir sorumluluk üstlendiği ve büyük bir yükü omuzlayıp götürdüğü zaman, o işi bildiğini ve göreve karşı büyük bir sorumluluk altına girdiğini bilerek, tahammülsüz olmasın. Çok iyi bil ki senin Kürt kardeşin, kindar ve kötü kalpli düşmandan daha iyidir.

* Allah'a ve peygamberine inanın ve Allah'tan gelen her şeye güvenin ve mümkün olduğunca dini görevlerinizi(ibadetlerinizi) yerine getirin.

* Birlik ve beraberliği savunun, kötü işler yapmayın, özellikle sorumluluk ve hizmette birbirinizi kıskanmayın.

* Düşmanın tuzaklarına daha az düşmek için okuyun, bilginizi ve bilimsel yanınızı geliştirin.

* Acemlerin sözüne güvenmeyin; zira onlar dininizin ve halkınızın düşmanıdırlar.

* Bu dünyada birkaç günlük değersiz yaşam için kendinizi düşmanınıza satmayın.

* Esaretten kurtulana kadar mücadeleden ve çalışmadan vazgeçmeyiniz. Dünya malı hiçbir şeydir. Eğer devletiniz olursa, özgür olursanız, o zaman her şeye; mal, vatan, toprak, namus ve mülke sahip olursunuz.

* Birbirinize karşı zulüm ve zorbalık yapmayın. Çünkü Allah zalimlari çok çabuk ortadan kaldırır. Bu Allah'ın sözüdür. "Zalimler yenilecektir, Allah on(lar)dan zulmüne karşılık intikamını alacaktır."

İşte ben Allah'ın rızasıyla almış olduğum sorumluktan dolayı size bu nasihatleri yaptım. Umud ederim ki nasihatlerimi dinlersiniz ve bunlar size ibret olur. Yüce Allah'tan umud ederim ki düşmanlarınızı yenersiniz."

İslam hukukunda idam tasvip edilmediği için "kurşunlayarak beni öldürün" talebinde bulunduysa da bu isteği kabul edilmedi.

İdamından önce namaz kılma ve diğer ibadetlerini yapmak için izin isteği kabul edildi. İki rekat namaz kıldıktan sonra, darağacının önüne gitmeden evvel kıbleye doğru baktı ve iki elini havaya kaldırarak yüksek bir sesle dua etmeye başladı:

"Allah'ım! Şahitsin ki senin yolunda elimden gelen her şeyi yapmışım. Allah'ım! Kendin de şahidsin ki bu millete hizmet etmekle hiçbir şey esirgemedim ve endişem olmadı Allah'ım! Bu dünyada ve kıyamette mazlumların intikamını zalimlerden al, benim bildiğim kadarıyla bu hep böyledir. Her şeyden haberdar olan Allah'ım! Bütün mazlumları ve Kürt milletini de zalimlerin boyunduruğundan kurtar." (AMİN)

Qazî Muhammed, Seyfi Qazî ve Sadri Qazî, yapılan mahkemelerden sonra 31 Mart 1947 tarihinde, Cumhuriyet'in ilan edildiği Çıwarçıra meydanında idam edilerek, ebedi saadete uğurlandılar.

Qadı Muhammed’in Vasiyetnâmesi

Qazi Muhammed'in Vasiyeti

Bağışlayan ve Yüce Allah’ın adıyla

Ey Kürt halkı, Değerli kardeşlerim,Zulüm ve baskı gören halkım, Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum.

Allah aşkına artık birbirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin. Zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın.

Kürt halkının düşmanları çoktur, zorba ve acımasızdırlar. Her halkın, ulusun başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz kalır, ezilir. Kürtlerin, yeryüzünde yaşayan öteki halklardan eksik bir yanı yoktur.

Hatta siz yiğitliğinizle, fedakarlığınızla, baskıdan kurtulan halklardan daha ileridesiniz. Düşman, işinin gerektiği kadarıyla sizi ister ve işi bittikten sonra size hiç acımaz, sizi hiç affetmez.

Düşmanlarının baskısından kurtulan halklar da sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için birliklerini sağlamışlardı. Yeryüzündeki tüm halklar gibi artık siz de ezilmeyin, Birlik olursanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz.

Kardeşlerim,

Artık düşmanlarınıza aldanmayın, Kürtlerin düşmanları hangi ulustan ve guruptan olurlarsa olsunlar, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para-pulla sizi karşı karşıya getirirler.

Kürt halkının düşmanları içinde en zalimi, en mel'unu, en Allah’ı tanımayanı, en acımasızı Acem (İran)'dir.

(İran) Kürtlere yönelik her türlü suçu işlemekten geri kalmaz, tüm tarihi boyunca Kürtlere düşman olmuş, kin gütmüştür, gütmektedir. İsmail Ağa'yı (Simko), kardeşi Cevher Ağa'yı, Mengurlu Hamza Ağa'yı ve daha nicelerini, Kuran'a yemin ederek kandırdılar. Kalleşçe öldürdüler. Onlar, Acemlerin kendilerine iyi davranılacağına dair Kuran üzerine ettiği yemine safca inandılar.

Bugüne kadar olan tarih boyunca hiç kimse, Acemlerin sözlerine sadık kaldıklarını, Kürtlere verdikleri sözü tutup vaatlerini yerine getirdiklerini görmemiştir. Küçük bir kardeşiniz olarak size diyorum ki,

Allah aşkına, birbirinizi tutun, birbirinize destek olun, Emin olun ki, eğer Acem size bal veriyorsa mutlaka içine zehir katmıştır.

Acemlerin yalan vaatlerine, sözlerine kanmayın, eğer Kuran’a bin kez el basıp söz verse de amacı sizi kandırmaktır, hile yapmaktir.

Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Diyorum ki size doğru yolu göstermek için elimden gelen herşeyi yaptım, canla başla mücadele ettim, bu uğurda gevşek davranmadım. Şimdi de size diyorum ki artık Acemlere inanmayın, onların Kuran'a el basarak verdikleri söze inanmayın.

Size nasihat ediyorum, ki yüce Allah aşkına vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah’ı tanıyorlar, ne peygambere, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onlann nezdinde, müslüman da olsanız, Kürt oldugunuz için suçlusunuz. onların düşmanısınız, malınız onlara helaldir.

Benim verdiğim söz "Sizi kötü kalpli düşmanın eline bırakıp gitme" değildi. Ben geçmişimizi ve Acemlerin söz verererek, hileyle kandırıp yakaladığı, oldürdüğü büyüklerimizi çok düşündüm. Onlar her zaman aklımdaydılar ve ben hiç bir zaman Acemlere güvenmedim.

Ama onlar buraya (Mehebad'a) dönmeden önce, yolladıkları mektuplarla, elçi olarak gönderdiği ünlü Kürt ve Farslarla, Acem devletinin, Şah'ın kendisinin kötü amaçları olmadığına, Kürdistan'da bir tek damla kan akıtmayacaklarına dair söz verdiler. Onların verdikleri sözün neticesini şimdi siz kendi gözlerinizle gorüyorsunuz. Eğer aşiret reislerinin ihaneti olmasaydı, onlar kendilerini Acem hukümetine satmasaydılar, bunlar da bizim ve Cumhuriyetimizin başına gelmezdi.

Sizlere nasihatım, vasiyetim odur ki çocuklarınızı okutun. Eğitim dışında, bizim diğer halklardan hiç bir eksiğimiz yoktur. Halklar kervanından kopmamak için okuyun, okumak düşmana karşı en etkili silahtır.

Emin olun, bilin ki, eğer uyumunuz, birliğiniz, eğitiminiz iyiyse, düşmana karşı zafer kazanırsınız. Benim, kardeşimin ve amca oğullarının öldürülmesi, gözünüzü korkutmasın. Amaçlarımıza ulaşana kadar daha bizim gibi bircok kişi, bu yolda öleleceklerdir.

Eminim ki bizden sonra da başka kişiler riyakarca aldatılarak ortadan kaldırılacaktır.

Eminim ki bizden sonra birçok kişi, bizden yetenekli ve bilinçli de olsalar, Acemlerin kurduğu tuzaga düşecekler. Ama umut ederim ki bizim ölmemiz, bağrıyanık Kürtlere, ibret olur, ders alırlar.

Size bir diğer vasiyetim de şudur: Halkın mutluluğunu, iyiliğini isteyin. Halk sizin yardımcınız olursa, eminim ki siz de Allah’ın yardımıyla başarıya ulaşırsınız. "Sen niye başarıya ulaşamadın" diyebilirsiniz. Cevap olarak diyorum ki. "Vallahi ben başarılı oldum. Ben halkım ve vatanım uğruna malımı, canımı veriyorum. Bundan daha büyük bir başarı, nimet olur mu?" İnanın ki ben her zaman Allah’ın, onun Resulü, halkım ve vatanın huzuruna yüzakıyla çıkacak bir ölümü istedim. Bu, benim için bir zaferdir.

Sevdiklerim,

Kürdistan tüm Kürtlerin evidir. Her evde, ev sakinlerine bildikleri iş verilir. Artık ötekilerin kıskanma hakkı yoktur. Kürdistan da böylesi bir evdir. Eğer siz birisinin bu evde çalışabileceğini biliyorsanız, bırakın çalışsın.

Onun işine taş koymak olmaz artık. Sizden birisinin omuzlarında büyük sorumluluklar olmasından, yerine getireceği, sorumluluk duyacağı bilinenlerin payına büyük işler düşmesinden ve onun da bu işleri yapmasından üzüntü duymak olmaz. Emin ol ki Kürt kardeşin kindar düşmandan daha iyidir.

Eğer omuzlarımda büyük sorumluluk olmasaydı, ben bugün darağacı altında olmayacaktım. Birbirinize karşı temahkar olmayın. Bizim emirlerimizi yerine getirmeyenler, sadece emirleri yerine getirmemekle kalmıyorlardı, bize tam bir düşman gibi davranıyorlardı.

Şimdi onlar çocukları arasında ve derin uykudalar. Biz kendimizi halkın hizmetçisi olarak gördüğümüz için, halka hizmet ettiğimiz için darağacının altındayız ve ben son saatlerimi vasiyetimi yazarak geçiriyorum. Eğer omuzlarımda büyük bir sorumlüluk olmasaydı, ben de çocuklarımın arasında, derin uykuda olurdum. Oysa ben şu anda ölümünden sonra yapmanız gerekenler konusunda nasihatlarımı yazıyorum. Ve eminim ki eğer sizden biri benim sorumluluğumu almış olsaydı, şimdi o darağacı altında olacaktı. Allah’ın rızasını almak için, halkının hizmetkarı olan bir Kürt olarak, omuzlarımdaki sorumluluk gereği aşağıdaki nasihatları ediyorum. Umud ederim ki, şu andan itibaren dersler çıkarır, nasihatlarıma uyarsınız, Allah’ın yardımıyla düşmana karşı zafer kazanırsız.

1- Allah’a, Peygambere (Allah’ın selamı üzerine olsun) ve Allah’ın yanında olan herşeye inanın, iman edin, dini vecibeleri yerine getirmede güçlü olun.

2- Aranızdaki birlik ve uyumu koruyun, birbirinize kötülük yapmayın, özellikle sorumluluk ve hizmet alanında temahkar olmayın.

3- Düşmanın sizi aldatmaması için eğitim seviyenizi yükseltin.

4- Düşmana özellikle Aceme inanmayın. Çünkü Acem birkaç açıdan sizin düşmanınızdır. Dininizin, ülkenizin, halkınızın düşmanıdır. Tarih ispat etmiştir ki Kürtler aleyhine sürekli bahane aramıştır. En küçük suçlarda dahi Kürtleri öldürüyorlar, Kürtlere karşı her türlü suçu işlemekten geri kalmıyorlar.

5- Bu dünyada, birkaç günlük ve önemsiz bir yaşam uğruna kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır, düşmana güvenilmez.

6- Birbirinize, siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmeyin. Çünkü hain, Allah’ın, insanların huzurunda suçludur, ihanet döner haini vurur.

7- Eğer içinizden birisi, ihanet etmeden işini yapıyorsa, kendisine yardımcı olun, kıskançlık ve temah için kendisine karşı durmayın, ya da Allah göstermesin onun hakkında yabancıların ajanı olmayın.

8- Bu vasiyetimde camii, hastane ve okullar hakkında yazdıklarımın yerine getirilmesini talep edin, bunlardan yararlanın.

9- Diğer halklar gibi baskı ve zulümden kurtulmak için mücadele etmekten geri durmayın. Dünya malı önemli değildir. Eğer vatanınız varsa, özgür ve serbestseniz, o zaman her şeyiniz var demektir, malınız, mülkünüz, devletiniz, ülkeniz, saygınlığınız da olacaktır.

10- Allah’a olan can borcu dışında, kimseye borcum olduğunu zannetmiyorum. Ama eğer az ya da çok, borçlu olduğum birisi çıkarsa, ben geriye çok mal-mülk bıraktım, gidip varislerimden borcunu istesin.

Birbirinizi tutmadığınız müddetçe başarılı olamazsınız. Birbirinize zulüm etmeyin. Çünkü Allah zalimleri çok erken yok eder. Zulüm ortadan kalkacak, bu Allah’ın sözüdür, Allah zalimden intikam alır.

Bu sözleri kulağınıza küpe edeceğinizi umud ediyorum. Allah sizi düşmanlarınız karşısında zafere ulaştırsın. Sadi'nin buyurduğu gibi:

Amacımız nasihatti, yaptık

Sizi Allah’a havale ettik, gidiyoruz.

Halkın ve vatanın hizmetçisi Kürt Tarihinde Kısa Ama Önemli Bir Devlet Deneyimi

Yüzyıllar boyunca bölgedeki imparatorlukların çatışmaları arasında savrulup duran Kürtler, bütün bunlara karşın varlık ve birliklerini koruyabilmişlerdir. Daha yakın tarihlere gelindiğinde ise, modern Kürt uyanışı başlar. 1889’da Kahire’de ilk Kürtçe gazete olan Kürdistan yayın hayatına başlar… 1918 10 Ocak’ta Kürt Teali Cemiyeti kurulur. 1923, Lozan anlaşması ile Kürt toprakları dört parçaya bölünür.

1925’te Şeyh Said başkaldırır… 1926’da Ağrı Başkaldırısı ve katliamı… 1927 Xoybun Cemiyeti’nin kuruluşu…

1938 Dersim isyanı…

1946 ise Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kuruluş yılıdır. Bölge, İran Şahlığının despotluğu altındadır. İran Şahı Rıza Pehlevi, yıllarca kurduğu baskı ile Kürt ulusunu kendisine boyun eğdirmeye zorlamıştır. Bu bir anlamda Kürtleri tamamen yoketmeye yönelik bir saldırıdır.

Birçok Kürt, idam edilir ya da sürgüne yollanır. 1941 yılında İngiliz ve Rusların İran’a girişleri, Rıza Pehlevi’nin iktidarına son verir. Bu son durum, bölgede üç ayrı konumlanmaya yol açtı. Urmiye kenti civarında Sovyet hakimiyeti, Hanekin-Kirmanşah yolunun kuzeyinde İngilizler ve bu iki bölge arası da Kürt güçlerine kalmıştı. Bu arada sürgündeki Kürtler geri dönmeye başlamıştır.

1942 yılında Mahabadlı zanaatçı Zabihi’ni girişimi ile Komala Jiawavewey Kûrdistan (Kürdistan’ın dirilişi) kurulur. Kürdistan Dirilişi’nin programı birleşik Kürdistan’ı hayata geçirmektir. Komala, İran bölgesi dışında Güney Kürdistanda Musul, Kerkük, Hewler, Süleymaniye, Rewanduz ve Şaqlawa’da da faaliyet yürütür.

1944 yılında Komala büyür, “Niştiman” adlı gazeteyi çıkarır. 1945 yılında Komala Mahabad Bölgesinde kendini resmen ilan eder. Mahabad bölgesinin sevilen kişiliklerinden Qazi (Kadı)Muhammed, Komala’nın üyeliğine kabul edilir. Kadı ailesi bölgenin saygın ailelerindendir. Qazi Muhammed, Farsça, Türkçe, İngilizce ve Rusça bilmektedir.

Süreç içerisinde, Qazi Muhammed, Komala’nın liderliğini eline alır.

Qazi Muhammed, ilerleyen dönemlerde Kürdistan Demokrat Partisini kurar. Partinin kuruluşunda aldığı bazı kararlar şunlardır; İran’daki Kürt halkı, yerel yönetim serbestliğine sahip olmalı, kendi kendini yönetmeli, İran sınırları içinde özerkliğe sahip olmalı, Kürdistan’da ayrı bir anayasa kabul edilmeli ve herkesin geleceği garanti altına alınmalı vb... Çok geçmeden,

24 Ocak 1946 yılında, Mahabad Çıwarçıra Meydanı’nda Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilan edilir.

 On üç üyeli Bakanlar Kurulu oluşturulur. Qazi Muhammed Cumhurbaşkanı seçilir.

Tarihte bir ilk olma özelliğini taşıyan Kürt Cumhuriyeti’nin Başbakan ve Bakanlar Kurulu Başkanı Şeyh Hacı Baba’dır.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Savaş Bakanı Seyfi Qazî (Qazi Muhammed’in amcası oğlu), Eğitim Bakanı Menaf Kerimi, Sağlık Bakanı S. Muhammed Eyyuban, Dış işleri Bakanı A. İlhanizade, Ulaştırma Bakanı İsmail İlhanizade, Ekonomi Bakanı Mirza Ahmet İlahi, Tarım Bakanı Mahmud Walizade, Ticaret Bakanı H. Mustafa Dawudi, İç işleri Bakanı Mirza Gani Husrevi; Adalet Bakanı M. Huseyin Mecdi; Çalışma Bakanı Halil Husrevi; Haberleşme Bakanı Kerim Ahmediyan. Mart ayında dünyaya duyurulan Kürt Cumhuriyeti, Uşnu, Miandoap, Serdest, Bane, Sagiz, Senendec şehirlerini sınırlarına dahil ederken, Mahabad’ı başkent ilan eder.

Cumhuriyetin resmi dili Kürtçedir.

İlköğretim için yasalar çıkarılır, Kürtçe ders kitapları bastırılır. Kürt devletinin günlük ve aylık resmi yayın organı “Kürdistan” yayınlanmaya başlar. Hawar, Hilale, Agir, Gelawêj, Nıştiman dergileri yayınlanır.

Hilale’nin farkı kadın dergisi olmasıdır. Kürt Cumhuriyetinin milli marşı “Ey Raqip”tir.

Halktan düzenli vergiler alınmaya başlanır. Günlük 16.00’dan 22.00’a kadar radyo yayını yapılmaya başlanır. Radyo vericisi ve matbaa makinası SSCB tarafından sağlanmıştır. Yoksul ailelerin çocuklarına eğitim, ders kitapları, yiyecek ve gıda yardımı yapılır. Bu arada Kürt Cumhuriyeti, Azerilerle sorunlar yaşar. Azerilerin Kürt topraklarını kendi topraklarına katmak istemesi bunun başlıca sebeplerindendir.

3 Mayıs 1946 yılında, Kürt Cumhuriyeti Tebriz’de Azerilerle anlaşma imzalar. Bu anlaşmalara göre, karşılıklı konsolosluklar açılacak, gerekli durumlarda askeri anlaşmalar yapılacak, dostluğu bozacak kim olursa olsun, iki ülke tarafından cezalandırılacaktır.

Ancak Azeri topraklarındaki Kürtlerin Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne katılma isteği, saldırılarla karşılaşır. Diğer taraftan İran, gerek Azerilerin, gerekse de Kürtlerin durumundan rahatsızlık duymaktadır ve aslında bu devletleri ortadan kaldırmak istemektedir. Dönemin diplomatik çıkarları gereği, İran devletlere baskı yapmakta ve BM’ye başvurarak, İran topraklarındaki Sovyet askerlerinin çekilmesini talep etmektedir.

Buna karşın SSCB, Azeri yönetimine teslim olmasını öğütlemektedir. 16 Kasım 1946’da Azeri yönetimi İran’a bağlanır. Bu durumda İran’ın Mahabad’a girişi kolaylaşır. Qazi Muhammed, 5 Aralık 1946’da savaş konseyini topladı. Direnişe geçmek için hazırlıklar yapılıyordu. Fakat, bazı aşiretlerin bundan vazgeçmeleri direnişi zayıflatır. Askeri malzeme açısından oldukça zayıf olan Kürt Cumhuriyeti, çeşitli direnişlerin ardından daha fazla insan kıyımının yaşanmaması için teslim olur.

17 Aralık 1946 yılında İran ordusunun Mahabad’a girmesiyle, 11 aylık Kürt devleti son bulmuş,

Cumhuriyet yönetiminde görev almış insanlar tutuklanmıştır. Ancak İran tarafından yargılanan Qazi Muhammed, direnişçi tutumunu asla bırakmaz ve İranlılara şöyle seslenir; “... eliniz Kürdistan bayrağına hiçbir zaman yetişmeyecektir.

Bir gün gelecek o bayrak, şu anda yargılandığım mahkeme binasının üstüne dikilecek ve dalgalanacaktır”.

İran tarafından idam edilen Qazi Muhammed’in bu sözleri, yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Kuzey Mezotopamya halkına ışık olmayı sürdürüyor. Bölgedeki emperyalizmin türlü oyunları yine başta Qazi Muhammed olmak üzere, tarih boyunca kanının son damlasına kadar davasını savunan, her katliamdan sonra Kürt mücadelesini ön saflara taşıyan Kürt halkının direniş duvarına çarpacaktır. 2006 ve ilerleyen yıllar, yok sayılmaya karşı direnen Kürt halkının olacaktır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------

KÜRT YAZARLAR

Celadet Ali Bedirxan

Celadet Ali Bedirxan1893'te istanbul'da dünyaya gelmis ve 1951 yılında Şam'da hayata gözlerini yummuş büyük bir Kürt aydınıdır.Cizirê Botan beyliğinin hükümdarı Mir Bedirxanın tornudur. Bedirxan ailesinin pek çok üyesi gibi hayatının büyük bir kısmını doğduğu topraklardan uzaklarda sürgünde acı ve fakirlik içinde geçirmiştir (bkz.Kader kuyusu-Mehmed Uzun). Hoybun Örgüt'ünün kuruluşunda bulunmuş, HAWAR ve RONAHİ adlı kürtçe dergileri çıkarmıştır. Ayrıca en büyük mirası kürtçe'yi 1930'lu yıllarda arapçadan latin alfabesine uyarlaması olmuştur. bugün kullanılması alerji yaratan ve türkçe'de yer almayan w, q, x, ê, û gibi harfleri de kürtçe'ye ekleyen odur.

Kürtçe gramerini oluşturan en önemli isimdir. Kürtçe alfabe, sentaks ve morfolojisini oluşturan değerli bir Kürt Dil Bilimcisidir. Ayrıca Hawar adi altinda zamanında çıkardığı kürtçe dergi sayesinde dilin yaşamasında önemli rol oynamıştır.

Celadet Ali Bedirhan,1893`te, Istanbul`da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini orada tamamladı. I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı ordusu saflarında Kafkas Cephesi`nde bulundu. Osmanlı İmparatorluğu`nun dağılmasından sonra Kürt aşiretlerinin birliğini sağlamak için çaba gösterdi. 1922`de kardeşi Kamuran`la birlikte Almanya`ya gitmek durumunda kaldı. Almanyada`da bütün zorluklara karşın öğrenimini sürdüren Bedirhan, 1925`te Kahire`ye geçti, daha sonra da Suriye`ye yerleşti. Suriye´de Haco Ağa ve önde gelen diğer Kürt aydınlarıyla birlikte Hoybun`un kuruluşunda aktif bir rol oynadı. 30`lu yıllarda birlikte Kürtçeyle ilgili çalışmalarını yoğunlaştırdı. "Hawar" ve "Ronahi" adlarında iki Kürtçe dergi çıkardı. Hawar`da kısa sürede Latin alfabesine geçildi. 15 Temmuz 1951`de Şam`da vefat etti.

Ölümünden sonra hayattayken yaptığı Kürtçe dil araştırmaları bir araya toplandı.

Vejêne zimanê xwe ey xwendevan,

Nebûye milet hîç kesek bê ziman imanê me xoş û xeroş û ciwan Eger baş bizanî tu nakî ziyan Tu kurmanciya xwe ji bîr nekî Eger baş nizanî divê zêdekî Elîfba û dîwan û ristan bixwîn Heta ko wekî min nebî dil bi xwîn Binêre zimanê te çend dewlemend Li bajêr,

tu carek xwe bighêne gund Bibêhne çi şêrîne ev reng ziman Çi payebilind û çi rûmetgiran Bi pirsê xwe nazik, bi dengan sivik Ne pirsek biyanî bî nabî girik Tu paqijke zarê xwe şêrîn bike Bi kurdî tu baxêv û qêrîn bike (kêmtir bixwîne)

----------------------------------------------------------------------------------------------------

MEVLANA XALİD-İ BAĞDADİ

Mevlana Xalid Bağdadi

Halk arasında “Mevlana Xalid Al Kurdi” veya”Mevlana Xalid Al Bagdadi) olarakta bilinen Mev-lana Xalit 1779 yılında Kürdistanın Güneyinde Şehrezor mıntıkasında (şimdiki Süleymaniye ) Süleymaniye’ye 8 kilometre mesafedeki Karadağ kasabasında dünya’ya geldi.

Doğduğu ve yetiştiği bölge bir çok Kürt alim’inin yetiştiği bereketli bir bölgedir.Burada bir çok alim ve din adamından ders aldıktan sonra 1804 yılında Medine’ye gitti.Burada Farsça dilinde Kasidey-i Muhammediye’yi yazdı.Medinede karşılaştığı bir Yemen’liden”Ey Xalit Mekke’ye gidersen burada edeb’e aykırı bir şeyle karşılaşırsan hemen red etme”dedi.Bir Cuma Günü Kabe’de Delaili Hayratı okurken birisinin sırtını Kabe’ye dönüp kendisine baktığını gördü.”Şuna Bak sırtını kabe’ye dönmüş diye düşünürken”, o şahıs kendisine “mümine hürmet Kabe’ye hürmet- ten öncedir.

Bunun için yüzümü sana çevirdim.sana yapılan nasihatı ne çabuk unuttun”dedi.Bu şahıstan özür dileyip “beni talebeliğine kabul et”ricasında bulundu.Bu şahısta kendisine”sen burada olgunlaşamazsın,senin işin Hindistanda tamam olur” dedi.Bu şahsın Nakşibendiliğin kurucusu Abdullah-ı Dehlevi olduğu rivayet edilmektedir.

Bir gün Hindistan’dan Mirza Abdurrahim isminde bir şahıs kendisine gelerek”Hocamız Şex Abdul lah Dehlevi selam söyledi bu tarafa gelsin” dedi.İkisi birlikte 1808 yılında Abdulah-ı Dehlevinin medresesinin bulunduğu Cihanabad şehrine gittiler.Şex Adllah Dehlev-i onun nefsini temizlemek için dergah’ın temizlik işlerini yapmasını istedi.Mevlana Xalit burada Nakşibendiliği ögrenip beş yıl sonra “irşad icazeti” alıp Süleymaniye’ye döndü.İki yıl sonrada bagdat’a yerleşerek burada ögrencilerine tefsir,hadis,tasavvuf ve fıkıh dersleri verdi. Bagdat’ta ileride Kürd meslesi konusunda darağacına giden iki ünlü ismin dedelerini yetiştirerek Nakşibendiliği yaymak üzere Kürdistanın kuzeyine gönderdi.

Bu kişiler Şex Seid’in dedesi Şex Ali Sedi ile Seyit A.Kadir’in dedesi Nehrili Şex Tahiré Şemzinani idi. Şex Tahir’in oğlu Şex Ubeydullah Şemzinani de Osmanlı ve İran yöneti mine başkaldıran ünlü “Ubeydillah Nehri”harekatının lideri idi. Mevlana Xalid’in babası Pir Mikail dir.Annesinin soyu ise Hz.Ali(Keremallahuvecahuya) dayan- maktadır.

Mevlana Xalit’in en büyük özelliği ise medreselerinde Osmanlıca,Arapça,Farsça nın yanında Kürdçe’ninde eğitim dili olarak kullanılması idi.Mustafa Kemal’in Tevhid-i Tedrisat Yasasını TBMM çıkartırıp Kürdistan’daki medreseleri kapattırmasının temel sebeplerinden biriside bu medreselerde eğitimin Kürtçe yapılması idi.

Mevlana Xalit vasiyetinde şunları söylemektedir”Sana Allah’tan korkmayı,O’na itaat etmeyi, İnsanlara eza vermemeyi tavsiye ederim.Buna özellikle Haremeyni Şerifiyende dikkat edersin.

Herkes seni gıybet etse bile sen kimseyi gıybet(dedikodusunu) yapma.nefsin için kimseden dünya malı alma.Ancak şerefinin müsaade ettiğini al.Onuda hayır yolunda sarfet.Mumin kardeşlerin açken,yoksul iken onu nefsinin arzuları için harcama.Kimseyi hor görme.kendini kimseden üstün görme.Kalbi ve bedeni ibadetlere yönel.Ömrünü böyle geçir.İhlas olmadan niyet sahih olmaz.”

Mevlana Xalit ömrü boyunca kendilerine icazet verdiği 67 halifesinden 33 tanesi Kürt idi. 1827 yılında Şam’da iken yaşanan bir veba salgını sonucu veba hastalığına yakalanarak hakkın rahmetine kavuştu.Mezarı Şam’ın kuzeyindeki kasiyun dağının eteğindeki medresesindedir.

Seyîd Riza

Kisa bir zaman arkasi Gelecektir.

Selahaddin Eyyubi (1138 - 1193)

Kisa bir zaman.

KÜRT YAZAR CİGERXWİN

Cigerxwin

Özgürlük ozanı Cegerxwîn 1903′te Mardin’in Gercüş ilçesine bağlı Heser köyünde doğdu. Küçük yaşta zenginlerin yanında hizmetkarlık ve çobanlık yapar.

Çocukluk günlerinde ağa ve beylerin zorbalıklarına tanık olur. Şeyh ve mollaların yanında dini eğitimini tamamlamak için Amed(Diyarbekir)’e gider. 8 yıllık feqilik döneminin ardından birçok yeri gezerek Kürtler hakkında geniş malumat sahibi olur.1928′te imam olması onu tatmin etmediği için 1930 ‘da imamlıktan ayrılır. Bu dönemde sosyalist düşünceyi benimseyerek 1937′te “Kürt Gençlik Derneği “ni kurar.1937′de Suriye’nin Kamışlı kasabasının Amud köyüne yerleşir.1927′ den sonra “Kürdistan Teali Cemiyeti”, “Kürt Teşkilatı İçtimaiye Cemiyeti “,”Kürt Millet Fırkası” ve “Kürt İstiklal Komitesi” gibi örgütlere üye olur. 1932-1943 yıllarında yayımlanan” Hawar” dergisinin çıkarılmasına yardım eder. 1949′da Koministlerle arkadaşlık kurduğu için tutuklanıp uzun bir işkence dönemi yaşar. Cegerxwîn Kürt işçi ve emekçilerinin yerinin dünya işçi sınıfının yanında olacağını şiirlerinde ağırlıkla işler. İlerici,demokrat ve sosyalist düşünceleri benimsemiş,günlük yaşamında da bu ilkeleri uygulamıştır.

Kürt tarihi,Kürt dili ve Kürt edebiyatı konularında derin bilgilere sahiptir. Bu konularda birçok kitabı mevcuttur.1958 Irak devriminin gerçekleşmesinden sonra Bağdat Üniversitesi Cegerxwîn’u öğretim üyesi olarak göreve çağırır.1962 ‘de Irak’taki siyasi ortamın değişmesiyle tekrar Suriye’ye döner.1962 yılında Suriye’deki hükümet baskıları yüzünden Lübnan’a giderek 1975 yılına kadar orda yaşar. 1979′dan sonra İsveç’e giderek ömrünün son beş yılını İsveç’te geçirir.

Cegerxwîn sayısız kere hapse girip çıkmıştır. Her çıkışında da özgürlük ve yurtseverlik duyguları daha çok bilenip kamçılanmıştır. Duygularını coşkun bir lirizmle şiirlerine yansıtmıştır. Sekiz tane divan doldurduğu gibi birçok şiiri de kayıptır.

Eserleri: Agir û pirûsk

sewra Azadî

Kî me Ez

Ronak

Zend –Avesta

Şefa

Hêvî

Aşitî (toplam sekiz divan); Cim û Gulperi, Reşoyê Darê(öyküleri); Gotinên Pêşiyan(atasözleri); Destûr a Zımanê Kurdi(Kürtçe gramer) Ayrıca Kürtçe sözlük,Midya ve Salar kitaplarını yanı sıra Kürtlerin kökenini,coğrafyasını,kültürünü içeren” Tarixa Kurdistan”adlı yapıtı vardır *Cegerxwin Mazari 03 06 2009 Qamişlo .Cigerxwin'nin mezari qamisloda kendi evin avlusunda defin edilmiş.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

MELAYÊ CIZÎRÎ

Melayê Cıziri’nin gerçek adı Ahmed’dir.

Melayê Cıziri’nin doğum tarihi hakkında birçok rivayet vardır. Kendisinin şiirinde belirttiğine göre Hicri takvime göre 974’te Cizre’de dünyaya gelmiştir.

Miladi takvime göre 1566’a denk gelir.

Ji herfan mah û salê me

Nehat der şiklê falê me

Bu da ebced hesabına göre 974’ü gösterir.

Melayê Cıziri Botan aşiretindendir. Babasının adı Muhammed’dir. O da zamanında bütün Kürt halkı arasında bilinen, dindar bir ailede büyümüştür. İlk hocası babasıdır.

Sonra Kürdistan’ın birçok yerinde tahsilini devam ettirmiştir. Diyarbakır, Bingöl, Hasankeyf gibi farklı yerlerde ilim öğrenir. İmamlık icazetini Diyarbakır’dan Mele Taha’dan almıştır. Uzun süre Diyarbakır’ın Sırba Köyünde İmamlık yapmıştır. Sırba ve Hasankeyf’ten sonra Cizre’ye gelir ve hayatının sonu kadar memleketi olan Cizre’de kalır. Botan Beyi Mir Şeref Han’ın danışmanlığını yapıyordu. İmameddin Bey (Şeref Han) Melayê Cıziri’ye çok değer verirdi.

Mela Ehmedê Cıziri’nin eserlerinden en meşhur olanı O’nun “Divan”ıdır. Doğrusu diwanından başka hiç bir eserinden bahsedilmiyor. “Divan”ının dışında ağızdan ağza bize kadar ulaşan sadece birkaç şiiri vardır.

Mela Ehmedê Cıziri “Aşkın Piri” olarak tanınır. Aşk şiirleri kısa bir süre öncesine kadar evlerde eşler arasında karşılıklı okunurdu. Bunların dışında divanının her bir bölümü kendi başına bir bilinç ve sanat kaynağıdır. Tarihten, felsefeye, Timurleng ve Cengiz’in barbarlığından, Sokrat’ın teorisine, astronomiden, dünyanın hareketlerine kadar birçok konuda şiir yazmıştır.

Mela Ehmedê Cıziri’nin divanı Kürt edebiyatı açısından büyük bir zenginliktir. Mela şiirlerinde Farsça, Arapça ve birkaç ta Türkçe kelime kullanmıştır. Buna rağmen şiirlerini zengin bir dille yazmıştır. Şiirlerin birçok Kürtçe atasözü ve deyime yer vermiştir.

1500e yakın kelime ile yazmış ve kelimelerinin çoğu Kürtçe’dir. Bugünkü sözlüklerde Mela Ehmedê Cıziri’nin kelimelerinin yer almaması araştırmalarımızdaki eksikliği gösteriyor.

Onun şiirlerinden bazıları halkın ağzından bu günlere kadar gelmiştir. Şiirleri belli süre halk tarafından okunmuştur.

 Şiirlerindeki duygu yoğunluğu okuyanları çok etkilemektedir. Melayê Cıziri şiirlerinde Türklerin ve Farsların Kürtlere yönelik haksızlıklarından da bahsetmiştir.

Melayê Cıziri ilmi alanda kendini geliştirmiş ve büyük bir alimdir. Şüphesiz Melayê Cıziri Mutasavvuf idi, bir alimdi ve şiirlerinde saklı olan daha bir çok düşünce var. Süleyman Şoreş şöyle der: “Bazıları onun ‘Vahdetul Vucud’ meşrebine bağlı olduğunu söylerler. Yani Allah ve alem birdir, farklı değiller. Fakat benim Mela Ehmedê Cıziri’den anladığım onun ‘Vahdetul Mutlaq’ meşrebine dahil olduğudur.” Şiirinde şöyle der:

Wehdetê Mutleq mela nûr e di qelban cela

Zorê di vê meselê ehlê dila şibheme

Bir başka beyitte:

 Wehdetê sirf e me meşrep te çi iksîrê wucûd

Em lebaleb çi lebaleb bixwe hemame lebaleb

Mele Xalıd Sadini Melayê Cıziri hakkında şunları söylüyor; “Melayê Cıziri’nin divanında O’nun, bütün hikaye, eski rivayet, örf, adet, İslami ve ondan önceki ilmi kavramlara hakim olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda O çevre halkların tarih ve ananelerinden de haberdardır.”

Mela Ehmedê Cıziri’nin divanında toplam 140 şiir vardır.

Mela Ehmedê Cıziri, her zaman divanı kendisine meslek edinmiştir. Okunmalarında da çok titizdir. Yanlış okunduğunda kızardı.

Mela Ehmedê Cıziri ve Feqiyê Teyran’ın atışmalarından anlıyoruz ki O 1631’de Cizre’deydi. Divanını da o yıl (1631) bitirmiştir. Feqiye Teyran “Îro girya me tê” isimli şiirinde Mela’nın ölümünü işler. Buna göre hicri 1050 yılında (M:1640) vefat etmiştir. Mela Ehmedê Cıziri’nin ölümü hakkında birçok rivayet vardır.

Hicri 1050’de vefat etmiştir. Mezarı şimdi Cizre’de.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

KÜRT YAZAR FEQÎYÊ TEYRAN

Feqîyê Teyran

Feqıyê Teyran Kürt edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Diğer bütün eski Kürt Şairleri gibi bir İslam bilgini olan Feqıyê Teyran İslami bir aile içinde büyümüş, İslam’ı hakkıyla yaşamış bir şairdir. O’nun doğum yılı üzerine araştırmacılar birçok şey söylemişlerdir. Kendi şiirlerinde belirtildiğine göre Hicri 971’de dünyaya gelmiştir. Miladi takvime göre ise 1561veya 1563’tür. Mîm û Hê 70 felek çûn Ji hîcretê dewran gelek çûn Sal 1041 çûn Ev xezel anî diyare Şiirinde bu şiiri yazdığında yetmiş yaşında olduğunu ve hicretin üzerinden de 1041 yıl geçtiğini belirtiyor.

Feqıyê Teyran Hakkari’nin Muks Köyü’nde doğmuştur. Muks veya Miks şimdi Van’ın Bahçesaray ilçesine bağlıdır. Feqıyê Teyran’ın asıl ismi dörtlükte de belirttiği gibi Muhammed’tir. Feqi bir şiirinde kendi ismini “MİR MIHÊ” bırakmıştır. Soylu bir ailenin çocuğudur. Dedeleri Osmanlı devletinden “MİRLİK” ünvanını almışlardır.

Teyran lakabı hakkında şöyle bir rivayet anlatılır. Feqıye Teyran Cizre’ye giderken yolda bir papaza rastlar ve onunla arkadaş olur. Bir müddet yürürler yorulunca bir ağacın gölgesinde dinlenmeye koyulurlar. O esnada iki kuş gelir ve ağacın üzerine konarlar. Kuşlar birbirleriyle konuşurken Feqi güler. Papaz Feqi’ye sorar: “Sen neden gülüyorsun?” Feqi: “Bu bizim adetimizdir, biz Feqiler öylesine güleriz” der. “ Papaz: “Elbette her gülmenin bir sebebi vardır, kişi sebepsiz yere gülmez” der. Feqi: “Evet dediğin gibidir, fakat sana söylersem, bana ihanet edebilir, başıma bir bela getirebilirsin” der. Papaz söyleyeceği şeyi hiç kimseye söylemeyeceğine dair söz verir.

Feqi meseleyi olduğu gibi anlatmaya başlar: “Ben kuşların dilini anlıyorum ağacın üzerindeki kuşlardan biri diğerine: Benim Cizre’de çok acı çekeceğimi söylüyordu, ben de bu yüzden güldüm” der. Papaz ses çıkarmadan ve tekrar yola koyulur.

Cizre’ye geldiklerinde Feqi ‘Medresa sor’ a giderken papaz da kiliseye gider. Kilisede halk bir araya gelmişti ve sanki bir şeyler arar gibi bir oraya bir buraya gidip geliyorlardı. Papaz onları dinlemeye başladı. Falcı bir kadın halka şöyle diyor: “Kilisenin toprağına gömülü bir hazine var. Fakat ben yerini bilmiyorum.”

Hazine arayanlar arasında Cizre’nin Miri de vardır. Papaz Mir’in yanına gidip, Feqi’nin durumunu anlattır ve Mir, Papaz’ın söylediklerini dinledikten sonra Feqi’yi hemen yanına çağırttır ve olanları anlattır. Feqi şöyle der: “Ben hazineyi çıkarırım fakat kendi payımı da istiyorum”. Mir, Feqi’nin şartını kabul eder. Feqi biraz yem alarak kilisenin içine döker. Kuşlar gelip yemi yerler. Ve şöyle konuşurlar: “Bu yemi buraya kim döktü.” Feqi hazine için bu yemi buraya dökmüş, sen hazinenin nerde olduğunu biliyor musun? Evet biliyorum sabah güneş doğduğunda hangi taşa vurursa hazine o taşın altındadır. Feqi sabah erkenden kalkıp kiliseye gider. Taşı tanıdıktan sonra Mir’in evine gidip durumu bildirir. Taş kazılır ve içinden büyük bir hazine çıkar. Mir, Feqi’ye sorar: “Sen ne kadar istiyorsun?” Feqi: “Papazın başının ağırlığı kadar altın istiyorum” der. Mir: “Papazın başının ağırlığını bilmemiz için başını kesmemiz lazım” dediğinde Feqi: “Öyleyse kesin” der. Papazın kafasını keserler ve terazinin bir kefesine koyarlar, diğer kefeye bütün altınları koymalarına rağmen papazın kafası ağır gelir. Mir, bu durum karşısında Feqi’ye “Sen bu durumu biliyordun” der. Feqi altınları kaldırır ve kefeye bir kaç avuç toprak koyar. Hemen ardından papazın kellesinin üstünde olduğu kefe havaya kalkar. Feqi, Mir’e döner ve şöyle der: “Mirim ben altın istemedim, altınlar sana olsun. Benim amacım sizlere insanların gözünün ancak toprakla doyduğunu göstermekti” der.

Feqıyê Teyran, şiirlerinde Kürt edebiyatından, hadis ve tasavvuf’tan bahseder. O iyi bir eğitim almıştır. Mısk’te, Hizan’da, Cizre ve Fınık’da eğitim almıştır. Bir çok yeri gezdiği için kendisine “Gezgin Feqi” deniliyordu. Feqıyê Teyran bütün hayatını okuma, yazma ve araştırmalarla geçirmiş.

Yazdığı bir çok eser bu günlere ulaşamamıştır. Denilebilir ki Feqıyê Teyran kadar eser veren de yoktur, onun kadar eserleri kayıp olan da yoktur. Feqıyê Teyran’ın bilinen eserleri şunlardır: 1-Şêx Sen’an 2-Dımdım 3-Bersis 4-Qewlê Hespê Reş Bunların dışında “Siseban ve Ferx û Sıtî” de onun eserleri olarak gösteriliyor. Fakat bu henüz ıspatlanamamıştır. Bunlardan Siseban’ın onun olması ihtimali fazladır. Bunların dışında Feqıyê Teyran’ın dağınık şiirleri de vardır. Bilinenler şunlardır: 1-Ellah Çı Zatek Ehsen e (20 Altılık) 2-Hey Av u Av (51 dörtlük) 3-İro Jı Dest Husna Hebib (33 Dörtlük) 4-Bı Çar Keriman (7 Dörtlük) 5- Melayê Batê Kanê (11 Dörtlük) 6-Ez Çı bêjım ( 8 Dörtlük) 7-Feqe U Mela (50 Altılık) 8-Feqe u Bılbıl (18 Altılık) 9-Ay Dılê Mın (19 Dörtlük) 10-Qewi İro Zeif Halım ( 18 Dörtlük) 11-Dilber (16 Dörtlük) 12-Dılo Rabe (80 Dörtlük) 13-Çıya Ani (4 Dörtlük) 14-Dengbêjê Jaran i (4 Dörtlük) 15-Yar Tu yi (18 Altılık) 16-Feqıyê Teyran u Evina Dılan 17-Mıhacır 18- Dewran 19-Ê Bên 20- Feqıyê Teyran u Dilber 21-Feqıyê Teyran u Qulıng 22-Feqıyê Teyran U Roj Feqıyê Teyran’ın şiirleri sade, rahat ve temizdir. Halkın dilini, sanat dilini ve edebiyat dilini çok güzel yoğurmuş. Şiirlerinin içerikleri de oldukça geniştir.

Özellikle toplumsal ve tarihi olaylar hakkında yazmış. Allah, Din, Peygamber, inanç konularında şiirler yazmıştır. Feqi aşk şairidir. Onun yanında mecazi ve gerçek aşk birdir ve iç içedir. Feqıyê Teyran Melayê Cıziri’nin çağdaşıdır. Halk arasında bilindiği gibi Mela onun hocası değil arkadaşıdır. Hatta Feqi yaşça Mela’dan büyüktür. Bu da şiirlerinde bellidir. Feqıyê Teyran’ın “İro Gırya Me Tê” isimli eserinde belirttiğine göre hicri 1050 yılında (Miladi: 1640) Melayê Cızirî vefat etmiştir. Feqıyê Teyran Miksê’ye bağlı Werezoz Köyüne gidiyor ve ölümüne kadar orada kalıyor. Feqıyê Teyran “İro Werın” isimli şiirini yazdığında 80 yaşındadır. Bu da gösteriyor ki Feqıyê Teyran öldüğünde en az 80 yaşındadır.

KUŞLARI ANLAYAN FEQI İLE İLGİLİ BİR HİKAYE YAŞAR KEMAL'DEN

Yaşar kemal in ''karıncanın su içtiği'' isimli romanın sekizinci bölümünde masalsı bir şekilde anllattıgı öyküden aktarıla bilinecek kadarıyla; Feqiye Teyran aslında bir kürt emirinin oğludur.. nufuz sahibi olmayı, emirlik yapmayı bir kenara iterek hayatını efsanevi bir kuşu görmeye adamıstır.. yıllarca mezopotamya da ayak basmadık yer bırakmaz.. ziyaret etmediği köy, kuşu bulmak için sorulmadık denbej bırakmaz yörede.. herkes bu anka kuşu hakkında bildiklerini söyler; birçok insan bu kuşu bulmak adına yola çıkmış, harap olmuş, kayıplara karışmıştır.. herkes en iyi dileklerini feqiye sunarak azık verir, giyit verir, yatacak yer verir, ardından iyi dilek ederler..

Feqi yıllarca bu kuşu bulmak adına gezinir, görülmedik kuş bırakmaz mezopotamya'da.. günlerden bir gün mavi bir kuş görür.. her yer maviye kesilir.. sonra apak bir kuş daha görür.. bu kuş başının etrafında üç kez dolaşır.. halka çizer, gözden kaybolur.. ışıl ışıl parlayan, gözleri kör eden kuşları bulur, heybesine alır.. bu kuşlar feqiyi kör etmezler, feqi nin içini ışıkla doldururlar.. mutluluk olur taşar feqi nin yüreği.. İnsanüstü sabrı sayesinde kuşların akına vakıf olur.. onları anlar, hisseder ve arkadaş olur kuşlarla.. sonunda anka kuşunun sesini duyar.. öyle bir sestir ki, taş kesilir feqi.. yüreği dolar.. hayatında böyle ses duymamıştır.. ancak güneş doğarken duyulabilen kuşun sesini duymaya vakıf olur.. Zümrüdü Anka Bu ermişlik mertebesi sonrasında dengbej olur, kaval ve saz aranır.. bagdat da aradıgını bulur.. gösterişsiz bir kaval kendisine layık bulunur.. bu sıralarda unü,şöhreti tüm mezopotamya da duyulmuştur.. her gittiği yerde dengbej feqiye teyran diye bilinir.. kaval ile anka kuşunun sesinin etkisiyle dolan yüreği duyulmamış besteler çalar.. dinleyenler put kesilir, kımıldayamaz adeta büyülenirler.. Yıllar sonra babasının konağına döner feqiye teyran.. mezopotamya da adını duyan herkes kendisini dinlemeye gelir.. yıllarca feqiye teyran ın stranları söylenir, çalınır bu yörede.. bu sırada kendisi hırka giymiş, kemale ermiş, sakal uzatmış, nurlanmıştır..

Ve sonunda ölüm vakti gelmiştir feqiye teyran için de.. yeryuzunde ne kadar kuş varsa toplanır feqiye teyran olmeden önce.. sonunda kimsenin bakamadığı, ışıldamaktan bembetaz kesmiş bir kuş feqinin yanına gelir.. üç kez başının etrafında döner ve halka yapar.. feqi teyran sonunda hakkın rahmetine kavuşur.. Derler ki şu kürre-i arzda kuşların diline vakıf olmuş bir hz süleyman vardır bir de Feqiye Teyran.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

ELİ HERÎRÎ (1009 -1078 )

İslamiyet sonrası Kurmanci lehçesiyle yazan, ilk şair Şeyh Elî Heriri’dir.

Eli Heriri hakkında çok şey bilinmiyor. Onun hakkında bir çok belge RuAlksander Jaba tarafından bugüne kadar gelmiş. Jaba’nın dışındaki kaynaklar sözlüdür. Eli Heriri, kendi döneminde Şeyh Eli Heriri adı ile bilinir.

Hicri 400 yılında doğmuştur. Bu da miladi takvime göre 1009 yılında Şemdinan yakınındaki Herîr köyünde doğan Elî Herîrî, 1078′de aynı köyde öldü. Şiirlerinin hepsini Kürtçe’nin Kurmancî şivesiyle yazan şairin Soran bölgesindeki Herîrî köyünde doğduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. İlk kez Albert Socin 1887 yılında yayınladığı bir derlemede Elî Herîrî’nin bir şiirine yer vermiştir.

Daha sonra M. B. Rudenko, 1972 yılında yayımlanan bir makalesinde şairin Saltıkov-Şedrin kütüphanesindeki Kürtçe elyazmaları arasında bulduğu birkaç şiirine yer ayırmıştır. Sadık Bahaddin Ahmedi de 1980 yılında Bağdat’ta yaymladığı Hozan êt Kurdî adlı yapıtında Elî Herîrî’nin birkaç şiiri vardır. Kürt medrese edebiyatını kullandığı hece ve kafiye düzeniyle etkileyen Herîrî’nin şiirlerinde, tasavvufî aşkla birlikte dünyevî aşkın da işlendiği gözleniyor.

İleriki dönemler neyi gösterir yapılacak araştırmalar daha kimleri çıkarır bilinmez ama şimdiki verilere göre, Kürt şairlerinin ilki Hamedanlı Baba Tahir’dir. Baba Tahir Hemedani Kürtçenin Lori lehçesi ile yazmıştır.

Kurmanci lehçesini ilk kullanan da Şeyh Eli Heriri’dir. Şeyh Eli Heriri Kürt edebiyatının öncülerindendir.

Şiirleri halkımız arasında gece okunurdu. Dinleyenler üzerinde büyük etki bırakırdı. Birisinin güzel şiir okuyuşundan bahsedilip övülmek istendiğinde, “Eli Heriri’nin tadındadır” denirdi. şiirleri akla gelirdi.

Eli Heriri, büyük bir bilgindi. Ozanlığında olduğu kadar bilge yönüde vardı. Halk arasında biri tahsilini iyi yapmadığı vakit “Okudu da sanki Eli Heriri oldu” şeklinde eleştiriliyordu. Özcesi Eli Heriri büyük bir adam, olgun bir alim ve Herir de, bilginin diyarıydı. O şehirde Eli Heriri’den başka bir çok alim ve bilgin çıkmıştır. Özellikle Eli Heriri’nin oğlu Şeyh Ahmed.

Eğer Eli Heriri hakkında iyi bir araştırma ve inceleme yapılırsa, bir çok şey karanlıktan aydınlığa çıkacak, ilginç bulgularla karşılaşılacaktır. Memleketin ve dönemin durumu aydınlanacaktır. Eli Heriri’nin ailesinden birçok kişi tarikat şeyhi olarak yetişmiştir. Babası Şeyh olmakla beraber aynı zamanda medrese hocasıydı. Eli Heriri, ilk eğitimini babasının medresesinde almıştır. Şiirlerinde Elî (Ali), Eliyo veya Şêx Elî ismiyle karşımıza çıkmıştır. Bizim elimizdeki şiirlerinde, her bir şiirinde bu üç isimden birini kullanmıştır. Bu güne kadar bize ulaşan şiirleri incelediğimizde, kaideli şiirlerin ona ait olduğunu görürüz. Şüphesiz Eli Heriri, bilgin bir şahsiyet olarak Kürt toplumunu tahlil etmiştir.

Eli Heriri’nin ismini ilk olarak yazılı kaynaklarda Şêx Ehmedê Xani’nîn Mem U Zin’inde görüyoruz.

Aleksander Jaba Kürt şairlerinin ilkinin Eli Heriri olduğunu belirtir. Zira divan ve şiirlerinin Kürdistan’da, oldukça yaygın olduğu anlatılır.

Eli Heriri’nin şiirleri kolay anlaşılıyor. Şiirleri zarif ve ahenklidir. Bir çok kişi şiirlerini ezberden bilirdi. Feqi ve hoca arasındaki diyalog toplumda genellikle konuşulur ve ondan epey bahsedilirdi.

Bugün Kürdistan’da Eli Heriri’nin adıyla bilinen divan hakkında bilgimiz yoktur. Halk arasında sözleri ve şiirleri sözlü olarak dolaşır.

Albert Sosın, yaptığı derlemesinde Eli Heriri’nin bir şiirini de almaktadır. İsveçce ve elle yazılı bir şiiri vardır. Ne yazık ki henüz kamuoyuna sunulmamıştır.  Ölümü hakkında farklı bilgiler mevcuttur. Tahmini Hicri 970 (M:1078) yılında Kürdistan dışında öldüğü ve kabrinin kendi yurdunun dışında olduğu söylenir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------