Hz.FATIMA-I ZEHRA

Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Fâtıma, cennet kadınlarının efendisidir.” Fâtıma benden bir parçadır, Onu üzen beni üzmüş olur;onu sevindiren beni sevindirmiş olur.
Hz. Fâtıma (ra) Hz. Hâtice’nin (ra) kızıdır. Nübüvvet senesinde (610) dünyaya gelmiştir. Bir başka rivayette bi’setten beş sene önce (605) Kâbe’nin yeniden inşa edildiği tarihte dünyaya gelmiştir. Hz. Hatice (ra) ise peygamberimizin (sav) lisanı ile kadınların en faziletlisidir. Peygamberimiz (sav) onun hakkında “Halk beni inkâr ederken o bana inandı. İnsanlar beni yalanlarken o beni doğruladı. Herkes beni mahrum bırakırken o bana malı ve canı ile yardım etti. Cenâb-ı Hak bana ondan çocuklarımı verdi” buyurmuşlardır. Nübüvvetin onuncu senesinde hicretten üç sene önce 65 yaşında vefat etti.

Peygamberimizin (sav) kızları sırası ile Hz. Zeynep, Hz. Rukiye, Hz. Ümm-i Gülsüm ve Hz. Fâtıma (ra) dır. Peygamberimiz (sav) faziletinden dolayı Hz. Fâtıma’yı çok severdi. Bu durum faziletli çocukların daha çok sevilmesine delildir.
Peygamberimizin (sav) ilk doğan erkek çocuğu ise Kâsım’dır. (ra) Bi’setten iki sene önce doğmuş ve nübüvvetin ikinci senesinde vefat etmiştir. Bu sebeple peygamberimize (sav) “Ebu’l-Kâsım” lakabı verilmiştir. Daha sonra Hz. Hâtice’den “Tayyip” ve “Tahir” lakabı verilen “Abdullah” isminde bir oğlu daha dünyaya gelmiş, o da çok yaşamadan vefat etmiştir.Hz.Fatmanin:Cocuklugu:Hz. Fâtıma (ra) on yaşında annesinden yetim kaldı.
Bu sebeple peygamberimiz (sav) ona ayrı bir ihtimam göstermiştir. Peygamberimizin (sav) baba yadigarı olan Ümm-ü Eymen Bereketü’l-Habeşiye (ra) peygamberimize (sav) hizmet ettiği gibi, Hz. Fatıma’ya da analık yapmıştır.
Bir gün peygamberimiz (sav) Kâbe’de namaz kılarken Ebu Cehil b. Hişam “Kim deve işkembesini getirerek Muhammed’in boynuna koyar?” demiş, Ukbe b. Ebî Muayt getirip peygamberimizin iki omuzu arasına koymuştur. Birisi gidip daha henüz 11 yaşında olan Hz. Fâtıma’ya haber vermiştir. Hz. Fâtıma gelerek işkembeyi alıp atmış ve “Allahım! Bunu yapanları helâk et” diye beddua etmiştir. Peygamberimiz (sav) de kendisine bu terbiyesizliği yapan altı kişiyi “Allahım! Ebu Cehil b. Hişamı, Utbe b. Ebi Rebiayı, Şeybe b. Rebiayı, Velid b. Ukbeyi, Ümeyye b. Halefi ve Ukbe b. Ebi Muaytı helak et!” şeklinde isim vererek beddua edince müşrikler sustular ve korktular. Çünkü biliyorlardı ki Muhammed beddua etmezdi, ederse kabul edilirdi. Abdullah b. Mesud (ra) diyor ki: “Yemin ederim ben bu şahısları Bedir savaşında öldürülüp yerlere serilmiş olarak lâşelerini gördüm” demektedir.

Peygamberimiz (sav) “Kızım Fatımayı seveni cehennemden uzaklaştırdığı için ben ona Fâtıma ismini verdim” buyurmuşlardır. Bu hadis ile peygamberimiz (sav) Fatıma (ra) neslinden gelenlerin ve onu ve neslini sevenlerin cehennemden kurtulacağı müjdesini vermiştir. “Zehrâ” lakabını ise yüzü ay gibi parlak olmasından almıştır. Hz. Aişe (ra) “Fatımanın yüzünün nurundan gece iğneye iplik geçirirdim” cümlesi ile yüzünün nurunu anlatmıştır. Sureti her türlü noksan ve kusurdan azade olduğu gibi, ahlakı ve sireti de her türlü kusurdan temiz idi.
İbn-i Hacer el-Asklanî adı Fâtıma olan 20 kadar sahabiye kadının adını saymaktadır. (El-İsabe fî Temyizi’s-Sahabe, 8:160) Hz. Ali’nin annesi ve Ebu Talibin hanımının adı da Fâtıma binti Esed’dir. Peygamberimiz (sav) onu çok severdi. Vefat edince peygamberimiz (sav) onu kendi gömleği ile kefenlemiş ve kabrine girerek biraz uzanmış sonra kendi eli ile onu kabrine koymuştur. Sonra da “Ebu Talip’den sonra annem olan bu kadın kadar bana iyilik yapan olmamıştır” buyurmuşlardır.

Hz. Fâtıma’nın (ra) Hicreti
Peygamberimiz (sav) Medine’ye hicret ettikten sonra bir müddet Halid b. Zeyd Ebu Eyyub el-Ensarî’nin (ra) evinde bulunduğu zaman içinde azaldı kölelerinden Zeyd b. Hârice’ye (ra) iki deve ve 500 dirhem para vererek Mekke’ye gönderdi. Kızları Ümm-ü Gülsüm, Fatıma-i Zehrâ, eşi Sevde, Zeyd b. Hârise’nin eşi Ümm-ü Eymen’i ve oğlu Üsame b. Zeyd’i getirmesini istedi. O da bu emre imtisal ederek Mekke’ye gidip onları almış gelmiştir.

Hz.Fâtıma’nın Hz.Ali(ra) ile Evlenmesi

Peygamberimiz (sav) hicretin 2. yılında Safer ayında bir Cuma günü Allah’ın emri ile Fâtıma-i Zehrâ ile Hz. Ali’nin (ra) nikahlarını kıydı. Hz. Fâtıma (ra) evlendiği zaman 15 (On beş) yaşındaydı. Hz. Ali (ra) ise 21 yaşında bulunuyordu.
Hicretin ikinci senesinde Hz. Ali (ra) ile Hz. Fâtıma’nın nikahı kıyıldı, Kıble Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram döndü, Oruç, Zekat farz kılındı, sadaka-i fıtır ve kurban vacip olmuştur. Hz. Ali (ra) peygamberimiz (sav) ile beraber kalıyordu. Nikah kıyıldıktan sonra bir ev kiraladı ve ayrı eve geçti. Peygamberimiz (sav) de 400 dirhem mihr karşılığında Hz. Fâtıma’yı Hz. Ali’ye nikahladı. Hz. Ali (ra) gündelik çalışarak ve amelelik yaparak para kazanıyordu. Hz. Fâtıma’ya verecek 400 dirhemi yoktu. Bir atı ve bir de zırhı vardı. Zırhını saltığa çıkardı. Hz. Osman (ra) 480 dirhem aldı, sonra da düğün hediyesi olarak zırhı geri verdi. Peygamberimiz (sav) bunu duyunca “Osman cennette benim arkadaşımdır” buyurdular.

Peygamberimiz (sav) Hz. Fâtıma’ya “Cenab-ı Hakka yemin ederim ki ben seni herkesten çok bilgisi olana, herkesten daha güzel ahlaklı olana ve Müslümanlığı herkesten önce kabul edene ve insanların en hayırlısına nikahladım” buyurdular. Sonra “Keşke annen Hatice hayatta olsaydı da senin bu gününü görebilseydi. Keşke senin çeyizini kendi eliyle yapsaydı; ama ne var ki Allah’ın takdiri böyle imiş” buyurdular. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’nin verdiği 400 dirhemden bir kısmını Hz. Ebubekir’e (ra) vererek “Bununla çeyiz eşyası al. Yardım için de yanına Selman ve Bilal’i al” buyurdular. Hz. Ebubekir (ra) çarşıya giderek bir sedir, yatak, yastık, battaniye ve yere sermek için de kilim aldı. Ayrıca bir takım çamaşır, su kabı ve maşrapa ve bir takım ev eşyası satın aldı. Hz. Fâtıma bu eşyayı ömür boyu kullandı.

Daha sonra Hz. Ali (ra) kendisinden yirmi yaş büyük olan abisi Âkıl ile “Hurma, tereyağı ve süzme yoğurt alarak getirdi. Ensarın zenginlerinden Sa’d b. Ubade (ra) bir koyun kesti. Bazı sahabeler de pirinç ve yağ gönderdiler ve düğün yemeği yaptılar. Bütün sahabeleri ve yolda kime rast geldiler ise hepsini davet ettiler. Peygamberimiz (sav) gelen misafirleri onar onar sofraya oturttu. Yiyenler gidiyor yenileri geliyor ve yemek yiyip gidiyorlardı.

Peygamberimizin (sav) yemeğe yaptığı bereket duası ile 700 (yedi yüz) kişinin bu yemekten yediği rivayet edilir. Ümm-ü Seleme ve Ümm-ü Eymen (ra) Hz. Fâtıma’yı giydirip süslediler. Mütevazi bir düğün töreni yapıldı. Bizzat peygamberimiz (sav) süslü bir devenin üzerine kızını bindirerek Hz. Ali’nin (ra) evine gönderdi. Bu düğün peygamberimizin (sav) Hz. Aişe (ra) ile evlenmesinden 5 ay sonra yapılmıştır.
Akşam olunca peygamberimiz (sav) Hz. Ali’nin evine gitti. Hz. Ali (ra) evin bir köşesinde, Hz. Fâtıma (ra) Ümm-ü Eymen (ra) ile evin diğer köşesinde olduğu halde peygamberimiz (sav) “Dünya ve ahirette benim kardeşim Ali burada mı?” buyurarak odaya girdi. Sonra Hz. Fâtıma’ya su getirtti. Abdest aldı. Suyun geri kalanını Hz. Fatıma (ra) ve Hz. Ali (ra) önüne ve arkasında serperek “Allahım! Bunların nikahını mübarek eyle, nesillerine bereket, rızıklarına bolluk ver, Onu ve neslini şeytandan ve şerrinden koru” diye dua etti. (Üsdü’l-Gabe, Menâkıb-ı Fâtıma, El-Bidâye ve’n-Nihaye, İbni Esir, 6:333)
Peygamberimiz (sav) kızı Fâtıma’ya “Kızım, sen Ali’ye câriye ol ki, o da sana köle olsun” buyurdular. Sonra evin iç işlerinin tanzimini Fâtıma’ya, dış işlerini de Hz. Ali’ye yükledi.

Bir gün peygamberimiz (sav) Hz. Fâtıma’nın rahatsızlığını ve hastalandığını duydu. İmran b. Husayn’ı (ra) yanına alarak ziyaretine gitti. Halini sordu. Hz. Fâtıma “Babacığım! Çok sancım var ve sıkıntı içindeyim, gece hiç uyuyamadım ve bir lokma yemeğe gücüm de yoktur” diyince peygamberimiz (sav): “Kızım! Hâlinden hiç kimseye şikayet etme! Allah’a yemin ederim ki ben Allah’ın peygamberi olduğum halde üç gündür mideme bir lokma ekmek girmedi” buyurdular. Sonra kızına “Şunu sana müjdelerim ki, sen cennet kadınlarının en yücesisin. Ali’nin getirdiği şeylere kanaat et ve evini iyi idare et. Şunu da bil ki, ben seni dünya ve ahirette en şerefli ve üstün birisi ile evlendirdim” buyurdular.
Sehl b. Saad (ra) anlatıyor. Bir gün peygamberimiz (sav) beni yanına alarak Hz. Fâtıma’nın evine gittik. Hz. Ali evde yoktu. Sordu: “Kızım Ali nerede?” Hz. Fâtıma cevap verdi: “Bilmiyorum babacığım! Aramızda biraz atışma geçti o da küstü ve evden çıktı gitti” dedi. Peygamberimiz (sav) beni gönderdi. “Git Ali’yi bul!” dedi. Gittim. Ali’yi abasına bürünmüş mescit de yatarken gördüm. Geldim haber verdim. Peygamberimiz (sav) benimle geldi ve Ali’nin başucuna vardı. Eliyle toprakları silerek “Yâ Ebâ Türâb! Kalk” buyurdular. Hz. Ali (ra) hemen yerinden sıçradı. Peygamberimiz (sav) elinden tuttu ve Ali’yi evine getirdi. Hz. Fâtıma ile aralarını düzeltti. Bundan sonra Hz. Ali’nin lakabı “Ebâ Türab” olarak kaldı. Sonra evden sevinçle ayrıldı. Sevincinin sebebini soranlara da “Nasıl sevinçli olmam; en çok sevdiğim iki kişinin arasını düzelttim” buyurdular.

Hz. Fâtıma’nın lakabı “Binti Ebîhâ ” dır. Hz. Fatıma ne zaman peygamberimizin (sav) yanına gelse peygamberimiz (sav) onu ayağa kalkarak karşılar ve yanına oturtur ve onunla özel olarak ilgilenirdi. O kadar doğru sözlü idi ki, Hz. Aişe (ra) “Yâ Resulallah! Sen bunu Fâtımaya sor. O asla yalan ve yanlış söylemez” derdi. Hz. Aişe (ra) Hz. Fâtıma’nın analığı olmasına rağmen onu çok sever ve asla kıskanmazdı.

Peygamberimizin (sav) Hz. Fâtıma’ya Olan Sevgileri

Peygamberimiz (sav) ne zaman bir seferden dönse önce mescide giderek iki rekat namaz kılar, sonra doğruca Hz. Fâtıma’nın evine gider ve onu ziyaret ederdi. Torunlarını sever ve koklar sonra da “Ben Cennet kokusu kokladım” buyururlardı. Sonra hanımlarını ziyaret eder, daha sonra da halkın ziyaretlerini kabul ederlerdi. Hz. Fâtıma (ra) peygamberimizin (sav) kızlarının en küçüğü ve en sevimlisi idi. Öksüz büyümesi yanında terbiyesini peygamberimizden almış ve suretçe, siretçe peygamberimize (sav) en çok benzeyeni idi ve “Ehl-i Beyt”in silsilesini, peygamberimizin (sav) neslini devam ettirdiği için dini olarak peygamberimizin (sav) sevgisine daha çok mazhar olmuştur.

Hz. Abbas (ra) bir gün peygamberimize (sav) “Ya Resulallah! Ehl-i Beytinden en çok kimi seversin” sorusuna “Kızım Fâtımayı, sonra da Ali’yi” şeklinde cevap vermiştir
Hz. Fâtıma’nın küçük bir oğlu daha olmuştu ki onun adı Muhassin idi. Çok küçük yaşta vefat etmiştir. Peygamberimiz (sav) onun defni esnasında göz yaşlarını tutamamış ve ağlamıştır. Sa’d b. Ubade (ra) “Ya Resulallah neden ağlıyorsun? Halbuki siz bizi bundan menederdiniz” diyince peygamberimiz (sav) “Bu Cenab-ı Hakk’ın kullarının kalbine koymuş olduğu şefkat ve merhamettir. Allah kullarından merhametli olanlara merhamet eder. benim yasağım isyan ederek ve ağıt yakarak ağlamaktır” buyurdular.

Yüce Allah “Ehline namazı emret ve kendin de namaza sebatla devam et” (Taha, 20: 132) ayeti nazil olunca namazdan sonra Hz. Fâtıma’nın evine uğrardı. Es-Salat, es-Salat” diye namaza çağırırdı ve uyandırırdı. Bir gün Hz. Fâtıma rahatsızlığından dolayı gece ağlayan ve uyumayan Hz. Hüseyin’in başucunda sabahlamış ve sabaha yakın Hz. Hüseyin’in uyuması ile namazını kılarak yastığa yaslanıp uyuyakalmıştı. Peygamberimiz (sav) sabah namazından sonra Fatıma’nın evine uğradı. Onu uyur halde bulunca hemen uyandırdı ve “Kızım Fâtıma! Ben peygamber kızıyım diye sakın namazını ihmal etme! Allah’a yemin ederim ki sen beş vakit namazını vaktinde kılmadıkça ben asla sana yardımcı olamam” buyurmuşlardır.